Orhan Kavuncu

Rahim Cavadbeyli Güney Azerbaycan Türklerinden, 1 Temmuz 1976’da Tebriz’de dünyaya geliyor. Orta öğrenimini Tebriz’de tamamladıktan sonra Bakü’de Hukuk Fakültesi’nde okuyor; uluslararası hukuk dalında yüksek lisans yapıyor. Ardından Ankara’ya gelerek Gazi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dalında ikinci yüksek lisansını tamamlıyor. Halen Hacıbayram Üniversitesi‘nde uluslararası hukuk konusunda doktora yapıyor. Türk Dünyası, Ortadoğu, Güney Kafkasya ve İran konularında, Türkiye, Azerbaycan ve İran ilişkileri hakkında çok sayıda makaleleri ve kitapları var.

1998 yılından itibaren İran’da yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türkünün milli ve kültürel hakları, dilleri ve özgürlükleri konularında mücadele veriyor. Kendisi gibi Türk milliyetçisi bir grup arkadaşıyla başyazarlığını yaptığı “Azadlık Uğrunda Mübariz (Mücadele) adıyla bir dergi çıkarıyorlar. Değerli bir tarihçi olan Prof. Muhammed Taki Kirişçi’den İran Türkleri’nin tarihi ve Türkiye-İran ilişkileri hakkında sürekli görüşerek bu konulardaki bilgisini derinleştiriyor. 1997 yılında arkadaşlarıyla "Milli Hareket" ve aynı dönemde “Milli-İslami Hareket" isimli kuruluşları oluşturarak fikri mücadelesini sivil toplum alanında yoğun şekilde sürdürüyor. 2000 yılında “Ilgar / Vakur" isimli sivil toplum kuruluşunun kuruculuğunu yapıyor.

İran rejimi Rahim Cavadbeyli’nin milliyetçi faaliyetlerinden rahatsızdı. Baskılar artınca 2003 yılında Tebriz’den ayrılarak Azerbaycan’a iltica etti. Bakü’de “İran’lı Mülteciler Derneği”ni kurdu; yaklaşık üç yıl Birleşmiş Milletler Yüksek Mülteci Komiserliği'nin Bakü temsilciliğini yaptı. 2003 yılı Aralık ayında evi kundaklanarak yakıldı; ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede uzun süre tedavi gördü.

Ancak bir süre sonra Azerbaycan’da da şartlar ağırlaşınca Gürcistan‘a gitmek zorunda kaldı. Burada da akademik çalışmalarını sürdürdü, “Gürcistan Türklerine Yönelik Türk-İslam Konsepti” adıyla bir eser yazdı. Fakat İran rejimi burada da peşini bırakmıyor, iadesi için bastırıyordu. Bunun üzerine 2013 yılında iltica başvurusu yaparak Türkiye’ye geldi. Ancak İran ülke dışında da olsa İran Türkleri’nin haklarını savunan, onları dillerini, kültürel kimliklerini korumaları konusunda sürekli uyaran Rahim Cavadbeyli’yi susturmakta kararlıydı; Ankara’ya iadesi için sürekli baskı yapıyordu. Fakat elinde kriminal bir suçlama gerekçesi olmadığından isteğinin hukuki bir dayanağı yoktu; bu sebeple 2018 yılına kadar amacına ulaşamadı.

Diğer yandan Rahim Cavadbeyli sıradan bir insan değildir; kendini iyi yetiştiren, çok genç yaşından itibaren rejimin her türlü baskısına yılmadan direnen, mücadelesini tamamen meşru yollardan, iyi bildiği hukuki kanallardan sivil toplum alanında yürüten örnek bir Türk aydınıdır.

Ankara valiliği 2 Ağustos 2018 tarihinde elindeki Uluslararası Koruma Belgesi'ni iptal ederek sınır dışı edilmesi için işlem başlattı. Cavadbeyli Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. AYM yeni bir değerlendirme yapılması gerekçesiyle işlemi durdurdu ve kendisine bin lira tazminat ödenmesine karar verdi. Karar 24.3.2021 yılında Adalet Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne iletildi. Fakat kendisi açısından hayati önem taşıyan Uluslararası Koruma Kimlik Belgesi’ne el konulmuştu, Cavadbeyli Ankara İdare Mahkemesi ‘ne başvurdu. Mahkeme isteğini haklı bularak kimliğinin iadesine karar verdi. Göç İdaresi İstinaf Mahkemesi’ne itiraz etti, ancak Bölge İdare Mahkemesi bu itirazı yerinde bulmayarak reddetti.

Cavadbeyli 2019 yılında Vatandaşlık için müracaat ettiyse de henüz bir cevap alamadı. Herhangi bir ülke vatandaşı 400 bin dolar (bu yıla kadar 250 bin dolardı) değerinde bir konut aldığında kimliği konusunda etraflı bir inceleme gereği bile duyulmaksızın vatandaşımız olabiliyor. İki yüz binden fazla olduğu resmen ifade edilen ama sayının bunun üzerinde olması muhtemel Suriye’linin vatandaş yapılması kazanım olarak sunuluyor. Dört milyondan fazla Suriye’liyi tam dokuz yıldır “Ensar-muhacir" muhabbetiyle bağrımıza basıyoruz. Pakistan ve Afganistan gibi ülkelerden, Afrika'dan kaç milyon insanın kaçak olarak ülkemizde kaldıkları bile net şekilde açıklanmıyor. Ama kendini bildiğinden beri yüreği ve beyni Türklük aşkıyla dolu, milletine hizmet etmeyi hayatının amacı kılan, akademik kariyer yapan bir Türk aydınını barındırmayı sakıncalı sayıyoruz , öyle mi? Sözün bittiği yer diye tanımlanan durum tam da bu işte; insanın böylesine hukuk ve mantık dışı, saçma/absürt işlem karşısında nutku tutuluyor, kelimemeler tükeniyor.

Rahim Cavadbeyli hakkında sınır dışı/deport karını verenler, Karar Gazetesi’ndeki bu günkü açıklamasını umarım okumuşlardır; şöyle diyor:

“Göç İdaresi’nin İdare Mahkemesinin, İstinaf’ın lehimdeki kararlarına rağmen kimliğimi iptal etmesi yasa dışı bir işlem; bunu ben demiyorum, kanunlar diyor. Ben bir yazarım, konuşmacıyım, kalemimle, dilimle mücadele veriyorum. İran da Türkiye de bana pasaport vermiyor. 2016 yılında ABD’nin davetini kabul etmedim. 2005 yılında da Bakü’de yaşarken de bu daveti geri çevirmiştim, ancak Azerbaycan bana sahip çıkmadı. İran’da 50 milyona yakın Türk yaşıyor; ben onlar için mücadele veriyorum.Türkiye bizim devletimiz; Türkiye vatanımızdan milletimizden bir parça. Türkiye’ye güveniyoruz ama öyle bir hüsrana uğratılıyoruz ki şaşırıp kalıyoruz. Bu işlem bir an önce halledilmez ise Göç İdaresi'ne giderek “elinizden geleni ardınıza koymayın" diyeceğim. Ben 35 yıldır İran Türklüğünün ihyası için mücadele verdim . Hakkımda idam kararı henüz verilmedi ama verilebilir de. Uluslararası hukuk kuruluşlarına Türkiye’yi şikayet etmeyi düşünmüyorum. Ama bu şartlar altında Avrupa’ya ve Amerika’ya giderek mücadelemi oralarda sürdürmek zorunda kalabilirim .”

İçişleri Bakanlığı vakit geçirmeden hukukun ve yargı kararlarının gereğini yapmalı, Rahim Cavadbeyli’ye yapılan haksızlık düzeltilmelidir. Çin’in iktisadi, finansal gücü, Swap faktörü dolayısıyla Doğu Türkistan’daki insanlık dışı uygulamaları bütün medeni ülkeler tarafından kınanırken susmayı tercih ediyoruz. Ama İran’ın nesinden çekiniyoruz ? Hangi konuda bize karşı dostça bir tutum sergiledi? Suriye’de, Irak’ta yaptıkları ortada. PKK’lı teröristlere yıllardır kucak açıyor. Kaldı ki isteklerine karşı öne süreceğimiz yargı kararları var. Başka konularda Batı’lılara karşı sık sık "yargımız bağımsızdır, karışamayız" diyerek kapıyı kapatırken Tahran’ın ayrıcalığı mı var?

Rahim Cavadbeyli konusu Türk milletinin onurudur; Türklüğe hizmet etmeyi varlık sebebi sayan, kriminal bir suçu bulunmayan bu örnek Türk aydınını İran’a iade etmeye kalkışmak 1945’teki “Boraltan Köprüsü olayı" gibi tarihimize altından kalkılamayacak derece ağır bir zillet ve utanç örneği olarak yazılır. Sadece bu kararı verenler değil, itiraz etmeyip susanlar da bunun sorumluları olarak anılırlar.

(Sosyal medyadan alınmıştır.)