Osman Kara

Sadece bize has değildir ama bizim milli tarihimizde ve mensubu olduğumuz İslam medeniyet tarihinde önemli yeri olan bir kurumdur vakıflar. Selçuklu ve Osmanlı medeniyetine “vakıf medeniyeti” demek mümkündür ve diyenler de vardır.

Kuruluş yıllarının hayra ve milletleşmeye yönelik vakıflar ile zamanla “merkezdeki egemenlerin Osmanlı toprak rejimini aşarak mal ve mülk sahibi olmalarına aracı kılınan vakıf yozlaşmalarını” ya da “suiistimalini/kötüye kullanımını” ayırmak gerekmektedir. Zira bir taraftan vakıflaşma hızlanırken diğer taraftan da vakıflar aracılığıyla kamu mülklerine ve kaynaklarına el atmalar da hızlanıyor.

Osmanlıdan gerçekten ders almak niyetindeysek Osmanlının kurum ve kuruluşlarını iyi ve kötü dönemleriyle birlikte ele almak zorundayız.

Şüphem yoktu ama bu yazıyı yazmadan önce meşhur dilci Şemsettin Sami’nin “Kamusu Türki”si, Ferit Develioğlu’nun “Osmanlıca- Türkçe Büyük Lügat”ı, Pars Tuğlacı’nın “Okyanus Ansiklopedik Sözlük”ü, Türk Dil Kurumu’nun “Türkçe Sözlük”ü dahil dört sözlüğe tekrar baktım. Türkiye Diyanet Vakfı’nın “İslam Ansiklopedisi”nin vakıflar maddesine bir daha göz attım.

Vakıf kurumu hemen hepsinde bir iki kelime az veya fazla “bir kişinin kazanıp elde ettiği bir mülkünü, bir akarını hür iradesiyle insanların ihtiyacını gidermek üzere hayra tahsis etmesi ve bunlar arasındaki ilişkileri bir akitle hukukî statüye bağlamasından ibarettir” diye tanımlanıyor.

Bu tanımların hepsinde vakfedilecek şeyi “kişinin kazanıp elde etmesi” öne çıkıyor. Kimileri buna bir de “helalinden kazanç” şartını ekliyor.

Vakıflar konusundaki çalışmalarıyla tanınan ünlü akademisyen Prof. Dr. Murat Çizakça Osmanlı vakıflarını anlatırken çok net bir ifadeyle “Bir mülkün Allah’ın mülküne dönüştürülebilmesi için, olmazsa olmaz şart ise, o mülkün bu dönüşümden önce tartışmasız bir şekilde özel mülk statüsünde olmasıydı” diyor.

Prof. Dr. Çizakça bu cümleyi Osmanlı vakıf kurumunun zaman içerisinde devlete egemen bazı güçler/kişiler tarafından nasıl yoldan çıkarıldığını ve nasıl kişisel çıkarlar için kullanıldığını anlattıktan sonra kuruyor. 16’ncı asırdan itibaren devşirmelerin devlet kademesine mutlak hâkimiyetiyle birlikte kurumlarda çürümeler de başlar. Kanuni Sultan Süleyman’ın hemen hepsi devşirme olan sadrazamlarıyla birlikte önce rüşvet girer Osmanlı sarayına sonra da vakıf kurumu kişisel mülk edinmenin aracı haline getirilir. Bunun sonucu olarak da önce Osmanlı toprak düzeni ardından da o düzene sıkı sıkıya bağlı Osmanlı ordusu bozulur.

Murat Çizakça Hoca “Klasik dönem boyunca, Osmanlı elitleri tam anlamıyla mülkiyet hakkına sahip olmamış ve müsadere tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır” dedikten sonra “yönetici elitin bir üyesi mülkünü ancak vakfa dönüştürerek, yani Allah’ın mülkiyetine geçirerek koruyabilirdi. Bir mülkün Allah’ın mülküne dönüştürülebilmesi için, olmazsa olmaz şart ise, o mülkün bu dönüşümden önce tartışmasız bir şekilde özel mülk statüsünde olmasıydı” diye noktayı kor.

Ünlü tarihçi Stanford J. Shaw ise “Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye” adlı iki ciltlik dev eserinde vakıfların yozlaşmasını irdelerken şunları yazar:

“Vakıflar, gerek yönetici sınıftan gerek halktan zenginlerin, hele çöküş yüzyıllarında, miras vergisinden ve bu tür mallara el konulma yasalarından kurtularak, mallarını mirasçılarına bırakabilmelerini sağlamaktaydılar. İmparatorluk mülklerinin de yasadışı olarak bu yollara dağıtılması, imparatorluğun elinde bulunan büyük zenginlik kaynaklarının devletin elinden vakıflara ve bunların yöneticilerinin eline geçmesi sonucunu doğurmuştu. Çoğu ulema sınıfından olan bu yöneticiler böylece perde arkasından çok önemli bir güç sağlamış oldular.”

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında yeniden ortaya çıkan ve hızla yaygınlaşan “vakıflar eliyle kamu kaynaklarına el koyma” ile Osmanlı’nın 16’ıncı asırdan sonraki vakıf uygulamaları arasındaki bu benzerlik beni endişelendiriyor.

Bir araya gelip vakıf kuran birileri kısa zamanda kamu mülklerinin uzun süreli kullanım hakkını elde ediyor ya da sizin bizim vergilerimizle bize hizmet etmesi gereken belediyeler kimilerine çalışmaları için konaklar kimilerine de yurtlar tahsis ediyor. Ve bu giderek yaygınlaşıyor.

Bu, vakıf kavramıyla bağdaşmaz, bu, “kişinin kendi kazandığı malını veya parasını hayra tahsis etmesi” değildir. Bu vakıflar üzerinden kamu mülkünün/beytülmalin kullanımını ele geçirmektir ve doğru değildir.

Samsun Haber TV