ÇANAKKALE MUHAREBELERİ

(19 Şubat 1915-9 Ocak 1916)

Çanakkale Muharebeleri; deniz, kara ve hava harekâtları olarak gerçekleşmiştir. Bu vatan uğruna bir gül bahçesine girercesine canlarını veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarım.

Türk Milletinin istiklal ve istikbal mücadelesinde-özellikle Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde-emeği geçen Çanakkale Müstahkem Mevkii komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa, Kuzey Grubu ve 3. Kolordu komutanı Mehmet Esat (Bülkat) Paşa ve 19. Tümen ve Anafartalar Grup komutanı Mustafa Kemal olmak üzere komutan, devlet adamı ve topun namlusundan cepheyi gören erlerin aziz hatırasını rahmet ve minnetle yâd ederim.

Günümüz nesli, Çanakkale Muharebeleri’ni her yıl 18 Mart günü gazetelerin ve televizyonların anlattıkları üzerinden ve biraz da ders kitaplarından öğrenme imkânına sahiptir. Mehmet Akif’in “Şu Boğaz Harbi nedir, var mı ki dünyada eşi? /En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.” diye başlayan şiiri muharebelere ilişkin ruhani bir atmosfer kurar ve yaşatır.

Kabul edilmelidir ki, şiir dili ölümsüzlüğün ses ve harfle/sembolle ifadesidir. Çanakkale Muharebeleri’nin ölümsüzleşen özellikleri mevcuttur, ama bir de şiirle ifade edilemeyen ölümlü dünyanın olağan halleri, ayrıntıları, küçük olayların üzerinden giden çok katı bir gerçekliği vardır. Bu konuda yeterli veri olmayınca veya var olan veriler kullanılmadığında günümüz nesline, 1915 yılı boyunca süren bu kanlı çatışmanın içinden birkaç kesit verilmesi ile sınırlı bir öğrenme-öğretme etkinlikleri kalır: “Boğazı aşmak isteyen gemilerin püskürtülmesi, denizden geçilemeyeceği anlaşılınca karaya asker çıkarılması, siper savaşları, binlerce km. uzaktan gelen Anzak askerleri ve tabyalar boyunca yaşanan bazı dramatik insan hikâyeleri…” Sonuçta her şey sanki bir güne toplanmıştır.

Her 19 Mart günü bizim için muharebeler bitmiş olmasına rağmen, gerçekte çarpışmalar 9 Ocak 1916’ya kadar devam etmiştir. Yakın tarihimizin en kanlı muharebelerinin gerçekleştiği Çanakkale’de neler olmuş, neler yaşanmış, neler düşünülmüş, zaaflarımız, zayıflıklarımız, üstünlüklerimiz nelerdir, bunlardan yeteri kadar haberdar mıyız/değiliz. Çünkü konuşmaktan bir türlü yazmaya vakit bulamadığımızdan güçlü bir hatıra anlayış ve kurumlarının tesis edilmemesi, var olanların da milli tarih bilinci ve bilimsellikten uzak veya yapılan çalışmaların yetersiz olması-gerçeklerin ideolojik ve siyasi saplantılara kurban edilmesi- muharebelerin temelindeki insani yanı karanlıkta bırakmaktadır. Tarihçinin yaptığı/yapacağı biraz belge çokça hayal gücü denilmektedir. Aslında bu söylem hem tarih hem de bugün için doğrudur.

Yüz altı yıl çok fazla bir zaman değil. Yılların nasıl geçtiğini hepimiz görüyor ve biliyoruz. Günler, aylar, mevsimler böylesine akıp gittiğine göre insanın çeşitli vesileler üzerinden geçmişi sınıflayarak zamana özel bir anlam verme/anlamlandırma çabası boşunadır. “Çok eski” ya da “biraz öncesi”, “geçmiş” olmanın sonsuzluğunda aynı anlamdadır. On yıl ya da yüz beş yıl öncesi fark etmez, “geçmiş”, ona ulaşılacak bir iz/damar bulunabildiğinde zamandan bağımsız olarak yanı başımızda olabilir; aksi takdirde düne ait olan bile bir daha hiç dönmemek üzere kaybolup gidebilir. Bu iz/damar bazen yazarının okuyucusunu içine aldığı satırları olur, başkalarının tecrübesi insanın tecrübesi haline gelir, bazen yalnızca fotoğraflardır, bizimle ilgisiz görünseler bile onlarla kendi fotoğraf hatıralarımız üzerinden bir bağ kurabiliriz. Fotoğraflar, gerçekliğin ne kadar mükemmel taklidi olurlarsa olsunlar geçmişteki canlılığa “fotoğraf” olmanın getirdiği bir yabancılaşma uzaklığıyla tanıklık ederler. Fotoğraflar zamana karşı “şimdi ve burada” anlayışını daha kolay somutlaştırır. Bu sebeple üzerinden yüz dört yıl geçmiş olsa ve “bugün” dediğimiz zaman diliminde artık o canlılıktan bahsedilemese bile “fotoğrafın tanıklığı” yaşanmışlığın temsil ettiği gerçeklik üzerinden bize dokunur. Biliriz ki oradaki insanlar, başlarına gelecek bütün dünyevi tehdit ve risklerin ötesinde zamana yenik düşmüşlerdir. Bugün onlardan hiçbiri hayatta değildir. Ama yine de her birinin bir hikâyesi vardır ve biz bir fotoğrafın gösterdiği o anın içinden, bütün hikâyenin ipuçlarını görebilir, bakışlardan, hal ve tavırlardan, ellerin, ayakların, bedenin dilinden neler olduğunu anlayabilir/anlatabiliriz.

Çanakkale Muharebeleri, yüksek lisans ve doktora tezlerinde inceleme konusu yapılsa da insanı içine çeken romantik yapısı öngörülemez bir gerçektir. Bugün muharebe alanlarına yapılan gezilerde hissedilenler gibi. El birliği ile yapılan tahribatlarla o günlerden bu günlere bir şey kalmasın mücadelesine rağmen; muharebe alanlarının, ısrarlı mücadelesi hâlâ galip gelmekte, damarlarında Türk kanı dolaşan her Türk evladına “namus davası”nı anlatmakta/ebedileştirmektedir.

***

İlköğretim ve Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders kitaplarında “Çanakkale Muharebeleri”nin işlenişine ait örnekler:

Çanakkale Cephesi: İngiltere ve Fransa, İstanbul’u alarak Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak ve müttefikleri Rusya ile doğrudan bağlantı kurmak istediler. Bunun için de 18 Mart 1915’te donanmalarıyla birlikte Çanakkale Boğazı’nı geçme girişiminde bulundular. Ancak Boğaz’a döşenmiş mayınlar ve Türk topçularının isabetli atışları karşısında ağır kayıplar vererek geri çekildiler.

Müttefikler, denizde uğradıkları başarısızlık üzerine Türk savunmasını çökertmek için bu kez de Gelibolu Yarımadası’na asker çıkardılar. Mehmetçik’in kahramanlığı karşısında tutunamayacaklarını anlayınca da bir süre sonra yarımadayı terk etmek zorunda kaldılar. Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirecek nitelikte önemli sonuçlar ortaya çıkardı. Boğaz’ın geçilememesi nedeniyle yardım alamayan Rusya’da çarlık rejimi yıkıldı. Yeni yönetim Rusya’nın savaştan çekildiğini ilan etti. Diğer yandan İtalya, İtilaf Devletlerinin yanında savaşa girerken Bulgaristan İttifak Devletleri safına katıldı. (Sami TÜYSÜZ, İlköğretim 8 Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Tuna Matbaacılık Sanayi ve Ticaret A. Ş., Ankara 2016, s. 28)

Çanakkale Cephesi

Komutanlar: Liman von Sanders, Cevat Paşa, Kazım (İnanç) Paşa

Güç: 315.500 asker

Avrupa’da Almanlara mağlup olan Ruslar, İngilizlerden yardım istedi. İngiliz donanması, Fransız donanması ile birlikte Boğazlar yoluyla Ruslar’a yardım göndermek için Çanakkale önlerine geldi. Fakat İtilaf Devletleri, 18 Mart 1915 tarihinde, Çanakkale Boğazı’nda yenilgiye uğrayınca 25 Nisan’da birçok noktadan Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaptı. Kıyıya hâkim tepeleri elinde tutan Türkler, düşmanı dar bir sahil şeridinde tutmayı başardı. İngiliz kuvvetleri Anafartalar’da da yenilgiye uğradı. İtilaf Devletleri 1916 başlarında bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. (Samettin BAŞOL, Tuğrul YILDIRIM, Miyase KOYUNCU, Abdullah YILDIZ, Ömer Faruk EVİRGEN, İlköğretim 8 Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, MEB Devlet Kitapları 2017, s. 33)

Çanakkale Cephesi

İngiltere ve Fransa İstanbul’u ele geçirip Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak, Süveyş Kanalı’na yönelik Türk baskısını ortadan kaldırmak, ekonomik, siyasi ve askerî açıdan zor durumda olan Rusya’ya yardım göndermek için bu cepheyi açtı. İtilaf (Anlaşma) Devletleri donanması, Çanakkale Boğazı’nda beklemediği bir savunmayla karşılaştı. Türk topçularının başarılı atışları ve Nusret Mayın Gemisi’nin Boğaz’ı mayınlaması sonucunda 18 Mart 1915’te ağır bir yenilgi alan İtilaf Devletleri Çanakkale’yi denizden geçemeyeceklerini anladılar. Denizden başarılı olamayan İtilaf Devletleri amaçlarına bu sefer bir kara harekâtı ile ulaşmaya çalıştılar. Mustafa Kemal, 20 Ocak 1915’’te merkezi Tekirdağ’da bulunan 19. Tümen Komutanlığına atanmıştı. Düşmanın Arıburnu bölgesindeki Seddülbahir ve Kabatepe civarından karaya asker çıkaracağını öngörüyordu. Bu nedenle emrindeki birlikleri bu bölgenin savunmasını yapabilecek şekilde yerleştirdi. 25 Nisan sabahı Mustafa Kemal, düşman kuvvetlerinin Arıburnu bölgesine çıkarma yaptığını haber aldı. Düşman, öngördüğü bölgeden kara harekâtına başlamıştı. Çıkarma bölgesine ilerlemek için birliklerini harekete hazır duruma getirdi ancak bağlı bulunduğu kolordudan herhangi bir talimat gelmediği için beklemek zorunda kaldı. Düşmanın ilerleyişine devam etmesi üzerine sorumluluğu üzerine aldı ve emrindeki kuvvetlerin bir kısmıyla Kocaçimen Tepesi’ne yöneldi. Conkbayırı’na çıktığı sırada düşmandan kaçan Mehmetçikle karşılaştı. Onlara moral verip iyi komuta ederek Arıburnu Cephesi’nin açılmasını sağladı.

Balkan savaşları sırasında bu bölgede görev yapmış olan Mustafa Kemal, ölümü göze alan Mehmetçikle birlikte Arıburnu, Anafartalar ve Conkbayırı’nda İtilaf birliklerinin ilerleyişini durdurdu ve İtilaf güçlerini yenilgiye uğrattı. Conkbayırı’ndaki mücadelede bir şarapnel parçası Mustafa Kemal’in cep saatine saplandı. Bu sayede Mustafa Kemal’in hayatı kurtuldu. Mustafa Kemal, komutası altındaki askerleri taarruza kaldırırken etrafında topladığı subaylara şöyle seslenmişti: “Size ben taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir.” Mustafa Kemal Çanakkale Cephesi’ndeki başarılarından dolayı albaylığa terfi etti. Adı “Anafartalar Kahramanı” olarak anılmaya başladı. Bu başarılar, halk arasında daha çok tanınmasında ve ileride Millî Mücadele’nin lideri olmasında son derece etkili olmuştur. (Çiğdem ATAŞ, İlköğretim 8. Sınıf Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Top Yayıncılık, İzmir 2017, s. 18-19)

Çanakkale Savaşı

Mustafa Kemal’in askerlik hayatında Millî Mücadele’nin liderliğine giden en önemli olaylardan birisi de Çanakkale Savaşı’dır (1915). Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan İngiliz ve Fransız donanması başarısız olunca karadan çıkartma yapma kararı aldılar. Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya başlayan düşman kuvvetlerini Mustafa Kemal’in komuta ettiği tümen Arıburnu’nda ve Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseltildi. İngilizler 6–7 Ağustos’ta Arıburnu’nda ikinci taarruz harekâtına başladılar. Fakat başarı elde edemediler. Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal 9–10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferi’ni kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti (1915).

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’nda Türk ordusunun yazdığı kahramanlık destanının en önemli komutanı ve yönlendiricisi olacaktır. Conkbayırı’nda taarruz etmek için hazırlık yapan subaylarına verdiği: “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir.” emriyle Çanakkale Savaşı’nın bir varoluş savaşı olduğunu anlatmıştır. Mustafa Kemal’in Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar’da elde ettiği başarılar onun iyi bir lider ve komutan olmasının yanında cesaretinin sonucudur. Çanakkale Savaşı’nda askerleriyle cephenin en önünde mücadele etmiş sevk ve idareyi gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal’in savaşta gösterdiği cesareti ve liderliği onun Türk milleti tarafından tanınıp Millî Mücadele’nin lideri olarak kabul edilmesinde etkili olmuştur. Millî Mücadele’nin Başkumandanı Mustafa Kemal bu savaşta üstün askerî yetenekleriyle mesleğindeki başarısını kanıtlamıştır. (Komisyon, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, MEB Devlet Kitapları, 2016, s. 12)

Çanakkale Savaşı

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na girdiğinde Mustafa Kemal, Sofya’da ateşemiliter olarak görev yapıyordu. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi üzerine Başkomutanlık Vekâletine yaptığı ısrarlı başvuruların sonucunda 20 Ocak 1915’te oluşum hâlindeki Tekirdağ 19. Tümen Komutanlığına atandı. 2 Şubat’ta komutasını aldığı 19. Tümen, Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen İtilaf (Anlaşma) Devletleri’nin Gelibolu’ya asker çıkaracakları gerekçesiyle bu bölgeye kaydırıldı. Çanakkale Cephesi komutanı Alman Liman Van Sanders (Liman Von Sanders), savunma planını çıkartmanın Saros Körfezi’ne yapılacağını düşünerek hazırlamıştı. Mustafa Kemal ise çıkarmanın Arıburnu üzerinden yapılacağını öngörmüş ve savunma planının bu ihtimale göre yapılması gerektiğini ileri sürmüştü. 25 Nisan’da İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Anzak Kolordusu ile Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerine çıkarma yapmaya başladılar. Mustafa Kemal Arıburnu’na çıkarma yapan İngiliz birliklerinin hedefinde Conkbayırı hattının olduğunu askerî zekâsı ve ileri görüşlülüğü sayesinde fark etmişti. Emrindeki kuvvetleri bu bölgeye sevk ederek İngiliz birliklerine karşı destansı bir zafer elde etti. Conkbayırı’nı tutan İngiliz kuvvetlerini geri çekilmek zorunda bırakan askerlere Mustafa Kemal şu emri vermişti:

“Ben, size taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar geçebilir!”

19. Tümen komutanı iken albaylığa terfi eden Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına getirildi. Anafartalar Savaşı’nda bir şarapnel parçasının göğsü üzerindeki saate isabet etmesine rağmen cephenin en önünde savaşmayı sürdürdü. Türk askerinin azmini ve savaş kabiliyetini yakından gördü ve komutanlık deneyimini geliştirdi. Buradaki başarıları, ayrıca Anafartalar kahramanı olarak ünlenmesini sağladı. Bu durum Mustafa Kemal’in ileride Millî Mücadele’nin liderliğine gelmesinde ve Sakarya Savaşı’nda Başkomutan sıfatıyla ordunun başına geçerek başarılar kazanmasında etkili oldu. Anafartalar başarısı, Mustafa Kemal’in savaştığı ülkeler tarafından da tanınmasına önemli katkı sağladı. İngiliz Generali Hamilton (Hemıltın) 17 Ağustos 1915’te Londra’ya gönderdiği raporda şu itirafta bulunuyordu:

“Üzülerek söylemeliyim ki Türkler bizim bazı yeni birliklerimiz üzerinde manevi üstünlük sağlamışlardır… İyi komuta edilen ve cesaretle savaşan Türk ordusunun karşısındayız.” (Ersun BALCILAR, Murat KILIÇ, Yunus KURT, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Top Yayıncılık, İzmir 2016, s. 26-27)

Çanakkale Cephesi

Rusya, Birinci Dünya Savaşı devam ederken ekonomik ve askerî açıdan zor günler yaşamaktaydı. Savaşa devam edebilmesi için İngiltere ve Fransa’nın askerî ve teknik yardımına ihtiyacı vardı. Rusya’ya giden geçiş yolları, kuzeyde Almanya ve güneyde Osmanlı Devleti tarafından kesilmişti. İngiltere ve Fransa’dan yardım alamayan Rusya, savaşı sürdürmekte zorlanıyordu.

Bu sırada İngiltere Donanma Bakanı Winston Churchill (Vinston Çörçil), Çanakkale Boğazı’na yapılacak bir saldırı ile İstanbul’u ele geçirmeyi tasarlıyordu. Böylece hem İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’ni etkisiz hâle getirecek hem de Rusya’ya gereksinimi olan ekonomik ve askerî yardımı ulaştıracaktı. Bu amaçla, İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan bir donanma Çanakkale açıklarına kadar geldi. Bu sırada Nusret Mayın gemisi bir gecede Boğaz’ı mayınlamıştı. 18 Mart 1915 tarihinde İtilaf Devletleri donanması Boğaz’ın mayınlardan temizlenmiş olduğunu düşünerek önce kıyılardaki top istihkâmlarını ağır bir topçu ateşine tuttu. Daha sonra Çanakkale Boğazı’na girdi. Savaş gemileri Boğaz’a girince kıyılardaki topçuların ağır ateşi ve direnişi ile karşılaştılar ve mayınlara çarparak büyük kayıplar verdiler. İtilaf Devletlerinin gemilerinin büyük bir bölümü battı. İtilaf Devletleri donanması, bu şiddetli direnme sonucunda geri çekilmek zorunda kaldı.

Çanakkale Boğazı’nın denizden geçilemeyeceğinin anlaşılması üzerine, karadan yapılacak bir harekâtla Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirme planları yapan İtilaf Devletleri yeni bir saldırı düzenlediler. İngiliz, Fransız, Hintli, Cezayirli, Afrikalı ve Anzak (Yeni Zelandalı – Avustralyalı) askerlerden oluşan birlikler Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale’ye çıkartma yaptılar.

İtilaf Devletleri birlikleri önce kıyıları ele geçirerek Türk ordusunu geri çekilmeye zorladılar. Düşman birlikleri karadan saldırılarına devam ederken Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Kuvvetlerini toparlayan Mustafa Kemal “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir.’’ sözü ile emrindeki birliklere savunmanın önemini belirtti.

Çanakkale Zaferi, Rusya’ya yardım yapılmasını engelledi. İtilaf Devletlerinden yardım alamayan Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı. Çarlık rejimi yıkıldı. Rusya, savaştan çekilmek zorunda kaldı. İngiltere’nin Çanakkale Savaşı’nda yenilmesi sonucunda bu devletin sömürgelerindeki Müslümanlar ayaklandı. Türkler ise Çanakkale’nin geçilmez olduğunu bütün dünyaya kanıtladı. Bu olayla Türkler, millî birlik ve bütünlüklerini tüm dünyaya göstermiş oldu.

(Mahmut ÜRKÜT, Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Ders Kitabı, Ata Yayıncılık, Ankara 2017, s. 41-42)

***