Bu yazı emekli öğretmen, samimi inanmış, dervişmeşrep dost Hasan Tülkay’dan alınmıştır:

DAĞDA TAŞTA ALLAH ARAYANLAR, İMAN SORGUSUZ SUALSİZ TESLİMİYETTİR

Nurcu kardeşlerimiz yıllar önce öküzün sırtında, dananın alnında ALLAH’ı keşfettiler. Sığırların alacasında, ağacın gövdesinde, arının peteğinde ilâhi mucize arama hareketi öyle bir tuttu ki; İş dallandı, budaklandı, her cenaha yayıldıkça yayıldı ve millet yumurtada, bulutlarda, başı karlı ulu dağlarda, ormanlarda, çöllerdeki kaktüs ağaçlarında Arapça Allah yazısı aramaya başladı. Hatta malûmu olanlar biliyorlar; domatesin göbeğinde, karpuzun çekirdeğinde bile Allah yazıları bulundu. Resimleri çekildi, Allah’ın mucizesi olarak dergilerde kitaplarda sayfalarca yazılar yayınlandı. Kartpostallar, posterler bile yapıldı bu tabiata nakşedilmiş Allah lâfzından..
Erzurum’da bir buzağı alnında Allah yazısıyla doğmuş diye neredeyse evliya ilân edilecekti… Sahibi, zavallı inek yavrusunu kameralar önünde öve öve bitiremedi…

Bunu yapmak çok kolay…

Kayseri’de bir arıcı Allah yazılı bal peteğini bütün dünyaya takdim etti. Zafer dergisiydi galiba, poster yapıp bir yıllık abone olan okuyucularına promosyon (hediye) olarak dağıttı. Anasını boyayıp babasına satan uyanık Kayserililerden birisiydi muhakkak. O peteği şekillerde mucize arayan çağdaş Hurufilerden birisine kaça sattı acaba?..
İsmini vermek ayıp olur; Konya’dan, hem de 39 yaşında, aklı başında sayabileceğimiz bir ülkücü gardaşımızın sitesinde bu çağdaş mucizelerin fotoğraflarını görünce, dayanamadım, bu yazıyı yazdım. Gardaşımız Erciyes’in zirvesinde, yumurtanın kabuğunda, mağara duvarlarında, gonca çiçek yapraklarında, domatesin içinde, ağaçların köklerinde işlenmiş ALLAH motiflerinin resimlerini koymuş.. “Allah Allah!..” deyip kendinden geçen okuyucular bu mucizeler karşısında hayranlıklarını heyecanlı bir üslupla ifade etmişler.
Kardeşlerim, ülkücüler amelde zayıf da olsalar, imanda kuvvetli bilinirler. Öyledir de.. Allah’ın varlığından, birliğinden şüphemiz mi var ki, ala dananın alnında, koçun kuyruğunda Allah yazısı arıyoruz.
O; baktığımız, gördüğümüz her yerde!..
O; işittiğimiz, hatta işitemediğimiz her seste!..
O; tabiatın binbir renginde, kokusunda, hareketinde!…
O; içtiğimiz suda, soluduğumuz havada!..
O; andığımız her yerde!..
Hem de en güzeli, O yüreğimizde, kalbimizde!..
O’na inanan, O’nun aşkıyla yanan yüreklerde, mü’min yüreklerde tereddüte, sorguya, mucize arayışlarına yer yok..
Adobe Photo Shop yoluyla gerçekmiş gibi nice montajlar yapılıyor, ne manzara resimleri çıkıyor. Şurada burada, ağaçta, çiçekte, Uğur böceğinin kanatlarında Allah yazısını göstermek, bu işin tekniğini bilenler için çocuk oyuncağı.. Petekteki Allah hikayesi de öyle..Arıcılar bu işin sırrını biliyorlar. Tanıdığımız bazı arıcılar; “Ulan bu Kayserilinin arıları Müslüman da bizimkiler dinsiz mi? Ne demek istiyor bu adam?!.” diye tepki gösterdiler.
Çağdaş cehaletin prim yaptığı bir çağda, şarlatanlığa, istismara açık bu gibi mucize gösterilerine itibar etmeyelim.
Bir alim zat, İmamı Azam Ebu Hanife hazretlerine arz etmiş ki:
“Efendim, Allah’ın varlığını binbir delil ile isbat edebilirim!..”
Büyük İmam; “İstemem kalsın!..Biz Allahü zülcelâl hazretlerine şeksiz şüphesiz inanırız. Senin binbir şüphen varmış ki, binbir delil aramışsın!..” deyivermiş. Adamı konuşturmamış bile!..
Teşbihte mübalağa etmeyelim de, ülkücünün imanı bana hep bu kıssayı hatırlatmıştır. Destan Şairimiz rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun ifadeleriyle:

“Şol gökleri kaldıranın
Donatarak dolduranın
Ol deyince olduranın
Doksandokuz adı ile!…”

tesbih eden, sefere çıkan necip bir ırkın çocukları, ülkücüler!.. Kardeşlerim, böyle boş işler size, bize yakışmaz!..

İmanlı yüreklerin her vuruşunda Allah yaşatır ve yaşanır…

Bu histen nasiplenememiş zavallılar, imanlarını takviye etmek için kelebek kanadında, dut yaprağında, çakıl taşlarında Allah yazısı aramaya devam etsinler.Biz işimize bakalım ve yine Rahmeti Rahmana kavuşmuş şairimiz Halil Karabulut’a kulak verelim bir de..
Karabulut, bakın, O “BİR GÜZEL”i ne güzel anlatmış:

Perde ardında bir güzel
Yüzün gören kişi yoktur
O bir tekdir, ebed ezel
Benzeri yok, eşi yoktur

Yoktur anası babası
Oğlu kızı akrabası
Gencecik güzeller hası
Ömrü yoktur yaşı yoktur

Onundur ins cin melekler
Aşkıyla döner felekler
Gün gece uyanık bekler
Uykusu yok, düşü yoktur

Elçiler tutar, buyurur
Emrini halka duyurur
Cümle açları doyurur
Kendi yemez dişi yoktur

Hep gönüller O’na düşkün
Canlar canından bölüşkün
O’nun oturduğu köşkün
Tuğlası yok, taşı yoktur.

Halil O’na destan söyler
Öğer hayran hayran söyler
Sözlerini Kur’an söyler
Yalan yanlış işi yoktur.

Böyle güzel bir şiirin ardından da söylenecek bir şey yoktur. Genç ülküdaşlarıma ve nefsime sadece şunu hatırlatıyorum:
İmanımızı ibadetle desteklersek, bizi kimse tutamaz!..

Not: Hiç düşünmediğim halde, Cuma’nın feyiz ve bereketiyle olsa gerek; Cuma sohbeti gibi bir yazı çıktı ortaya.. Kendiliğinden..

Hasan TÜLKAY 25 Ocak 2008 Cuma- ANTALYA