Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yenilenen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binasının açılışı nedeniyle açıklamalarda bulundu. Orkestra binasının her türlü ihtiyaca karşılık verecek şekilde inşa edildiğini belirten Erdoğan, "Senfoni Orkestrası binası, her ihtiyaca karşılık verecek şekilde tasarlanmıştır. Binada bulunan büyük ve küçük konser salonları, dünyadaki akustik sistemlere uygunca inşa edilmiştir. Devlet opera, bale, yanı sıra özel kurumlar da bu salondan istifade edecektir. Dünyanın sesi burada toplanarak içimizdeki tüm güzellikler notalara yansıyacaktır" diye konuştu.

Aklımıza hemen Cumhurbaşkanımızın bir başka konuşması geliverdi.  Erdoğan, Eskişehir'de koleksiyoner iş insanı Erol Tabanca'nın kurucusu olduğu ünlü Japon mimar Kengo Kuma tasarımı Odunpazarı Modern Müzesi'nin açılışına katılmıştı. O gün de "Türkiye, geçtiğimiz 17 yılda her alanda tarihinin en büyük dönüşümlerine, en büyük reformlarına, en büyük yatırımlarına, en büyük eserlerine, en büyük hizmetlerine kavuşmuştur. Bununla birlikte iki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık. Bunlardan biri insan yetiştirme olan eğitim, diğeri ise insanı zenginleştirme olan kültür ve sanattır" demişti.

Sözün kısası; eğitim, kültür ve sanatta ilerleyemediğimiz en yetkili ağızdan kaç kez açıklanmıştı.

Peki neden kültür ve sanatta ilerleme sağlanamadı? Kaynaklarımız kıttı ama elde avuçta ne varsa “özelleştirme” diyerek satmıştık. Cumhuriyet döneminde 80 yılda yapılanları satarken, 80 yılda biriken dış borcun kaç katını 18 yılda borçlanmıştık. 80 yılın iç borcunu da katlamış; yapmaya kuruş ayıramadığımız yatırımları “yap, işlet” müteahhitlerine birkaç katı ödeme taahhüt ederek gelecek 30 yılın borçlanma imkanlarını şimdiden kullanmıştık.

Bu kadar harcama içinde kültür ve sanata da pay ayrıldı. Hatta daha fazlası. Öyleyse neden ilerleme yoktu?

Elbette olamazdı. Sadece parayla kültür ve sanatta ilerleme sağlanamıyordu. “Ben böyle sanatın içine tükürürüm” diyen bir belediye başkanıyla mı kültür ve sanatta ilerleyecektik? Sanat faaliyetlerinin başına sanattan anlamaları şart değil ama sanata saygısı olan kadrolar getirmezseniz başarı beklemeniz hayal olacaktır. Çünkü sanatçı hassas ruhlu insandır. Saygı görmediği ortamda yüzsüzlük edip kalmaz.

Dünya görüşleri yakın olmasına rağmen her yönetmene verilen sinema desteğini yıllar önce bir konuda kendileriyle anlaşamadığı için İsmail Güneş’ten esirgeyen bürokratlarla mı kültür ve sanatta ilerleyecektik? Gerçi İsmail Güneş böyle ayrıştırmalara alışıktı. Benzer bir ayrımcı uygulamayı daha önce de yaşamıştı. Kadına şiddet içerikli “Ateşin Düştüğü Yer” filmi, 2011 yılında “Kadına Şiddet” ana fikriyle düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali ön jürisi tarafından elenmişti. Ancak Ateşin Düştüğü Yer filmi 2012 yılında Montreal Film Festivalinde En İyi Film ve Güney Sinema Yazarları Federasyonu Fipresci'nin en iyi film ödülünü aldı.

İsmail Güneş başına gelenleri şöyle özetlemişti:  "Kültür ve sanat dünyasında geri kalmışlığımızın kabul edildiği, bundan rahatsızlık duyulduğunun açıkça ifade edildiği bu dönemde projelerimi engelleyerek tarihi bir başarıya imza attılar." (1)

Doğru söze ne denir?

---------------------------

1: https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ismail-gunesin-son-film-projesi-gitmeke-bakanlik-engeli-suclamasi-308087h.htm