Süleyman Askeri

Dünyada ilk lisenin eski Yunan toplumlarında olduğu söylenir. Lisenin yeri bir ağacın gölgesidir. Hocası da Aristo’dur.

İslamiyet öncesi  Türk toplumunda nasıl bir eğitim vardı bilmiyoruz. Zamanla dini ve içtimai hayatın gereği olarak eğitim kurumları ortaya çıkar. Türkler İslamı kabul ettikten sonra uygulanan eğitim iki türdür. Birincisi özel öğretimdir: Ailede, dost ve akraba çevresinde bilgili kişiler gençlere eğitim ve öğretim hizmetlerini verirlerdi. İkincisi örgün eğitim kurumları olan mahalle mektepleri ve medreselerdir. Mahalle mekteplerinde okuma-yazma, temel dini bilgiler öğretilirdi. Medreselerde ise uzmanlık seviyesinde dini ilimler (fıkıh, kelam, tefsir, akaid), Arapça, Farsça, Tıp, Astronomi, Mühendislik vb. öğretilirdi.  Başta Osmanlı devleti olmak üzere her devletin askeri eğitim sistemi de vardı. Osmanlıda merkezde yeniçeri birlikleri ve üst düzey bürokrasi için devşirmeleri yetiştiren Acemi Oğlanlar mektebi, Türk aile yanında yetiştirme ve Enderun gibi…

Zamanla medreselerde dini ilimlerin dışında bir şey öğretilmez oldu. Askeri eğitim çağın ihtiyaçlarına cevap veremedi. Toplum gerilemeye başladı. Yeni arayışlar, yeni eğitim sistemlerini getirdi. İdadiler, sultaniler, mühendishaneler, darülfünunlar açıldı ve cumhuriyet devrinde mecburi eğitimle tanıştık. Önce ilkokul, sonra ortaokul ve nihayet lise ve dengi okullar mecburi oldu.

Kim, hangi liseye, nasıl girecekti? Zannımca dünyada lise adlarının ve türlerinin bizim kadar farklı olduğu bir ülke yoktur.

Bir yandan yeni lise türleri açılıyor; diğer yandan liselere giriş sistemleri de değişiyordu. Anadolu Lisesi, Yabancı Dil Ağırlıklı Lise (Süper Lise) gibi garip adlar kullanılır oldu. Meslek okulları lise dengi okullar haline getirildi. Fen bilimleri ve matematik dersleri yabancı dille okutulmaya çalışıldı. Halbuki çok iyi yabancı dil öğretilmeliydi. Aynı zamanda çok iyi Türkçe öğretilmeliydi. Yine Türkçe olarak çok iyi matematik, fizik, kimya, biyoloji öğretilmeliydi. Her bakanın, her hükumetin gösteri niteliğindeki kararlarıyla yıllar ve nesiller kaybedildi.

Çok talep edilen liselere seçme ve eleme imtihanlarıyla öğrenci alınıyordu. Bu gayet normaldi. Kaliteyi düşürme pahasına bu okullar çoğaltıldı.

Eskiden öğretmen okullarına, fen liselerine, bazı önemli zanaat okullarına girişte ve devlet parasız yatılı okumak isteyenlerin girdiği imtihanlar da her ilçede yapılır oldu.

2003-2020 Yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığının en çok uğraştığı iki iş vardı:

  1. Merkez ve taşra teşkilatı ile okullara yönetici atamaları.
  2. Liselere girişte yapılan imtihanlar.

Son yıllarda bu iki meşgaleye bir de öğretmen atamalarında mülakat yapılarak başarılı gençlerin yolunun kesilmesi katıldı. Her ne kadar öğretim programlarında, ders saatlerinde de değişiklikler yapılmışsa bunlara pek ehemmiyet verilmedi.

Liselere giriş imtihanlarında değişiklik yapma sevdasında en ateşli hamlelerden biri uzun süre Milli Eğitim Bakanlığı yapan ve bir cemaate yakınlığı dillerde dolaşan Hüseyin Çelik’ten geldi. Birkaç saatlik imtihanın ölçmede yetersiz olacağı iddiasına dayanan yeni imtihan sistemi, imtihanı üç yıla yaydı. Ancak kendisinden sonra gelen, aynı partinin Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu bu sistemi iptal etti. Eskiye dönüldü.

Aynı hükumetin bakanı Ömer Dinçer, 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle imam hatip liselerine hazırlık için ortaokul kısmını da açtı ama aynı kararnamenin içinde merkez, taşra ve yurtdışı yöneticilerini topluca görevden almayı da sıkıştırmaktan geri kalmadı. Bu geçici madde talebi başbakandan mı, bakandan mı, müsteşardan mı yoksa diğer siyasilerden mi geldi bilinmez ama 2016’da darbe yapacak olan örgüt –o zaman cemaat derlerdi- bunu çok sevdi.

En iddialı çıkış aynı hükumetin daha sonraki bakanlarından Nabi Avcı döneminde geldi. Liselere girecek öğrenciler artık imtihan  için il ve ilçelere hatta başka okullara gitmeyecek, kendi okulunda imtihana girecekti. Tantanalı toplantılarla, iddialı nutuklarla kabul edilen sistem uygulanmaya başladı. Ne oldu bilinmez, önceki kararlarda başbakan ve sonra da cumhurbaşkanı olan Recep tayyip Erdoğan bir gün ansızın TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime geçiş) imtihanı kaldırılmalı dedi. Bu sistemi öve öve bitiremeyen bakan, bakan yardımcısı, müsteşar, müsteşar yardımcıları ve bürokratlar gık diyemediler. Kurdukları sistemin ne kadar mükemmel olduğunu cumhurbaşkanına anlatmaya cesaret de edemediler. Nabi  Avcı’nın mükemmel sistemi kaldırıldı ama onun devrinde de 6528 sayılı kanuna eklenen geçici maddeyle merkez ve taşra teşkilatı yöneticileriyle birlikte okul yöneticileri de topluca görevden alındı. Bu kez cemaatin yerine bir sendika sevindirildi. Her okulda birkaç üyesi olan sendika bir anda bir numaralı sendika oldu. Kanun güya "paralel yapı" ile mücadele için çkkarılmıştı ama geçici maddeleri Türk milliyetçilerini eğitim yinetiminden uzaklaştırmak için kullanıldı. Okul müdürlerini değerlendirmek için kurulan komisyon üyeleri kendilerine 100 üzerinden 100 puan verirken yüzlerce başarı ödülü almış, okulunu İstanbul'un sayılı okulları arasına sokmuş olan Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi müdürüne 75 puanı çok gördüler.

Bütün bunlar olurken dünyada eğitim seviyemiz nedense yukarı çıkamadı hatta hep geriledi. O kadar insan üzüldü, kırıldı ve sonuçta sadece kayırılacak adamları sevindirme  dışında devlet ve millet menfaatine hiçbir kazanç elde edilemedi. 18 Yılda kılık kıyafet, seçmeli Kur’an ve Peygamberimizin hayatı dersleri okutulmasının kabulü kâr, gerisi hep hüsran, hep zarar oldu.

loading...
Yorum Yapın

Yapılan Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış