Serdengeçti’nin Hayali Gerçek Oluyor: Ayasofya Yeniden Müslümanların Mescidi - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Serdengeçti’nin Hayali Gerçek Oluyor: Ayasofya Yeniden Müslümanların Mescidi

Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Danıştayın bu kararı ile Ayasofya’da ibadetin yolu açılmış oldu.

Peki nasıl olmuştu da bu karar alındı, Cumhurbaşkanlığı da Ayasofya’yı Diyanet İşleri Başkanlığına iade etti? 2013 yılında partisinin Kızılcahamam kampında “Sultanahmet çok boş. Sultanahmet dolarsa Ayasofya’yı da gündeme alabiliriz” şeklinde cevap vermişti. Demek ki Sultan Ahmed doldu. Bugünleri gösteren Allah’a şükürler olsun.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada, Ayasofya Cami’nde ilk namazın 24 Temmuz’da kılınacağını söyledi. Erdoğan şunları ifade etti:

“Danıştay bugün 1934 tarihli bakanlar kurulu düzenlemesini iptal etti. Biz de buna dayanarak çıkardığımız bir Cumhurbaşkanlığı düzenlemesiyle Ayasofya’nın tekrar cami olarak hizmete açılmasını sağladık. Ayasofya 86 yıl sonra cami olarak hizmet vermeye başlayabilecektir.

Bu kararın milletimize, ümmete ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığımız konunun teknik hazırlıklarıyla, Diyanet de dini yönüyle ilgili çalışmalara başladı.

Ayasofya camiine ücretli giriş uygulamasını da kaldırıyoruz. Tüm camilerimiz gibi Ayasofya’nın kapıları da herkese sonuna kadar açık olacak. İnsanlığın ortak mirası olan Ayasofya yeni statüsüyle herkesi kucaklamaya çok daha samimi özgün şekilde devam edecektir.

Hazırlıkları süratle tamamlayarak 24 Temmuz 2020 Cuma günü, cuma namazıyla birlikte Ayasofya’yı ibadete açmayı planlıyoruz.”

İstanbul'u alarak Osmanlı İmparatorluğunun başkenti kılan Fatih Sultan Mehmed'in insanlığın ortak kültürüne en büyük katkısı, Ayasofya'yı özel koruma altına alması oldu. Fatih Sultan Mehmed, bu kentteki bütün din ve kültürlere saygılı bir liderdi. O yüzden Bizans'ın kurumlarını korumayı başardı. Sadece Ayasofya'ya 4 minare koyarak cami yaptı. Yıllar içinde ise Ayasofya, Osmanlı İmparatorluğunun özel koruma programlarıyla güçlendirildi ve yaşadığı bütün depremlere rağmen bugünlere gelmeyi başardı.

            M.Ö 64 yılında İstanbul Roma İmparatorluğunun Bizantion adlı kentidir. Günümüzün İstanbul'a doğru yükselişini ise M.S 324 yılında dönemin Roma İmparatoru Konstantinos'un başkenti Roma'dan İstanbul'a taşıması ile başlar. Bu karardan sonra büyük imar çalışmaları yaşayan kent, resmi Roma yazışmalarında "Yeni Roma" diye anılsa da imparatorun adından dolayı Konstantinopolis adı tercih edilir. İşte Sultanahmet'e gelip Ayasofya ile karşılaşmak Konstantinopolis olarak adlandırılan tarihi kentle de buluşmak demek. 

        Ayasofya bugün Cankurtaran Mahallesi, Babı Humayun Caddesi numara 2/2’dedir. İstanbul’un, Fatih Sultan Mehmet ta­rafından alınışının bir alameti ve bir sem­bolü olan Ayasofya Camii kiliseden çevril­diği halde adı değiştirilmeyen tek abidedir.
        Ayasofya’nın bir kilise olarak 15 Ekim 360 tarihinde yapılmış olduğu söylenir. Bir ayaklanma sırasında 20 Haziran 404’de ya­kılmış ve 416 yılında ibadete açılmıştır. Yi­ne bir ayaklanma sonucu 532 tarihinde ye­niden yakılmış ve aynı yılın 23 Şubatında İmparator Justinyen tarafından Kudüste Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabetten daha büyük ve daha süslü olmasını düşünerek yaptırmaya başlamış ve yapı 27 Ocak 537’de bitirilerek bir törenle ibadete açıl­mıştır.
        Daha birçok tamirler ve değişiklikler­le 29 Mayıs 1453 yılına gelen Ayasofya, bu tarihte cami haline getirildi. Güneşin doğ­duğu tarafa bakan absid (Mihrap) Kâbe’ye döndürülerek yeni bir mihrap yapıldı. Muhtemelen batı tarafında ve kubbenin ke­narında bulunan kubbeciklerden birinin üst kısmı delinerek buraya tahta bir mina­re oturtuldu.
        Bundan sonra da şimdi tuğla minare diye anılan güneybatıdaki minare inşa edildi. Kuzeydoğu yönündeki ince minare Sul­tan Bayezid döneminde yapıldı. 1506 yılında Camide bulunan Bizans Mozaikleri bada­na edilerek kapatıldı. Peçeviye göre Sultan Selim camiin büyük kubbesine ihtiyaten büyük ayaklar, iki minare ve iki medrese ile kendileri için bir türbe yaptırılma­sını emretmişti. Minber 16. yüzyıl işidir. Bütün devirlerde cami devamlı olarak tamir ve imar olunmuş, kiliseden değiştirilmiş camilere tatbik edilen usulle, o zindan gibi havasız ve karanlık yan cenahlara pencereler açıl­mıştır.
        Sultan I. Mahmut 1739 yılında binaya bitişik olan ve içinde otuz bin kitap bulunan kütüphaneyi, 1740 yılında 18. yüzyıl Türk Mimarisinin güzel bir örneği olan şadırva­nı ve 1742 yılında da muvakkithane ile Sıbyan mektebini yaptırdı.
        Ayasofya’nın Osmanlı dönemindeki en büyük tamiri 1847-1849 yılları arasında ya­pıldı. Bu iş İtalyan – İsviçreli mimar G. Fossati’ye verilmiş ve yıkılmak üzere olan bina büyük masraflarla onarılmıştı.
        Ayasofya tek kubbeli bir basilikadır. Bir orta şahın ikiyan şahın bir mihrap ile birer iç ve dış son cemaat mahallinden meydana gelir. Binanın mihraptan impa­rator kapısına kadar uzunluğu 79,29 metre­dir. Bunlara iç ve dış son cemaat mahalleri ‘ eklenecek olursa 100 metreye yaklaşır.
        Kubbe yüksekliği 55,6 metre ve çapı 67,70 metredir. Kubbe kasnağı 4 pandantif vası­tasıyla dörtgene çevrilir ve 4 büyük kemer vasıtasıyla 24,30 metre yüksekliğinde olan 4 asıl ayağa dayanır.
        Camiin asıl sahnını kaplayan beyaz mermerler, Marmara adalarından, da­marlı pembe mermerler Afyonkarahisar’dan, porfirler mısırdan, yeşil Somakiler de Teselya ve Mora’dan sarı mermerler Ceza­yir’den, kırmızı porfir sütunlar da çeşitli eski mabetlerden getirtilmiştir.
        Ayasofya’nın bu günkü yazıları, Ka­zasker Mustafa İzzet Efendinindir. 7,50 metre çapında dairevi çerçeveler içinde bulunan bu yazılar gereğinden fazla büyük görünmekle birlikte çok değerlidir.
        Minberin kuzey tarafındaki geçitte ol­dukça güzel çinilerle süslenmiş bir duvar ve yine çiniden küçük bir mihrap vardır. Yan sahanlarda bütün tavan altın zeminli mozaiklerle kaplıdır. Yan duvarlar renkli mermerdendir, içteki son cemaat mahallinin tavlanı mozaik ve iki yan duvarları renkli taşlarla süslenmiştir. Kuzeyinde ve güneyinde birer kapı vardır. Kuzeydeki bahçeye, güneydeki ise bu günkü giriş ka­pısına açılır. Buradan asıl binaya dokuz kapı ile girilir. Bu iç mahalden dışarıdaki son cemaat mahalline de beş kapı ile geçi­lir. Kilise zamanında burası vaftiz edilme­mişlere mahsus bir yerdi.
        Söylendiğine göre Ayasofya’ya Kadir geceleri altı bin kadar kandil yakılırmış. Eski kandillerden hiç bir örnek kalmamış­tır. Fatih Sultan Mehmet’le başlamak üze­re Sultanların Kadir gecelerinde teravih namazını Ayasofya’da kılmaları bir gele­nek olmuştu. Kadir gecesinde Ayasofya Camiinde namazı camiin birinci İmamı de­ğil Hünkâr İmamı kıldırırdı.
        Bayram namazlarını da Ayasofya’da kılmak camiin tarihi boyunca bütün Müslümanlar için heyecanla özlenen bir iba­detti.
        Fatih Sultan Mehmet, bu camiin Fatih Camii ve İstanbul’daki diğer camiler ile bir arada tanzim edilmiş vakfiyelerinde Ayasofya için kalabalık vazifeliler tayin et­miş, bunlara cömertçe vazifeler belirle­miştir. Ayrıca bedeni çürük ve dengesi bo­zuk yapıyı ayakta tutabilmek için büyük vakıflar te’sis etmişti. Burada, sayıları ol­dukça fazla imam, müezzin, vazifedarlar ve kayyımlar bulunduğu ifade edilmekte­dir.
        Medreseye gelince, Aasofya’daki Fa­tih Medresesi, dış narteks (son cemaat ye­ri) e açılan esas kapılara karşı durunca, soldaki çıkıntı kütlenin hizasından başla­yıp soğuk çeşme sokağında, ihata duvarına kadar uzanıyordu. İlk yapının camie biti­şik olmadığı ve orada binanın kuzey yüzüyle medrese arasında çatılı bir yol bulundu­ğu anlaşılmaktadır.Fatihin semaniye medreselerini toplaması üzerine öğ­retimi bir yerde toplanması burayı bir süre için metruk bırakmış, fakat II. Bayezid dö­neminde tekrar açılmıştı. Medresenin yok oluşunu Ekrem Hakkı Ayverdi’nin dilinden ifade edersek: “1934 yılında Ayasoyfa’nın müze haline getirilmesinden sonra müze müdürü tara­fından 1935 yılında ortadan kaldırılmış ve iz kalmaması için temelleri dahi sökülmüş­tür”.
        Ayasofya haziresinde tarih sırasına göre ilk türbe, Mimar Sinan’ın en güzel eserlerinden olan II. Selim türbesidir. Ay­rıca Mimar Davut’un eseri olan III. Murat türbesi Dalgıç Ahmet’in eseri olan III. Mehmet Türbesi ile, Şehzadeler ve Sul­tan I. Mustafa, Sultan İbrahim türbeleri bulunmaktadır. Bu türbelerden her birinde Sultanların yakınları da yatmaktadır9. Ayasofya Camii, 1934 yılında müze hali­ne çevrilmiş ve halen aynı amaçla kullanıl­maktadır.
        Bugün ise, 1991 yılında halka açık bir mescid haline getirilmiştir. Ezanlar tek minareye konan hoparlörle okunmaktadır. Son cemaat yeri olmayan mescidin, mihrap ve minberi ahşap olup, giriş ve sağa uzanan kısım erkeklerin, karşısındaki oda hanımların namaz kılma yeri haline getirilmiştir.
AYASOFYA MÜZESİNİN MESCİD OLMASI İÇİN MÜCADELELER
Ayasofya’nın cami olması için büyük bir mücadele veren şair, gazeteci ve siyasetçi Osman Yüksel Serdengeçti yazdığı bir yazı sebebiyle idam cezasıyla yargılanmıştı. Yazısında Ayasofya’ya ‘Seni bu hale koyan kim? Seni çırılçıplak soyan kim?’ diye soran Serdengeçti’nin mahkemedeki unutulmaz savunması da kayıtlara geçmişti.
İşte ülkücü yazar ve şair Osman Yüksel Serdengeçti’nin o şiiri:

AYASOFYA

Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!…
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

Hani minarelerinden göklere yükselen,
Ta maveradan gelen ezanlar?…
Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?…

Ayasofya ses vermiyor,
Ayasofya bir hoş,
Ayasofya bomboş!…

Hani nerede?
Şu muhteşem minberde,
Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,
Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?…

Ayasofya! Ayasofya!…Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!…

Hani nerede?
Gönüllerden kubbelere,
Kubbelerden gönüllere
Gürül gürül akan Kur’an sesleri?…
Kur’an sesleri dindirilmiş,
Müslümanlar sindirilmiş!…
Allah-Muhammed-Hülafa-i raşidinin
İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!…

Fethin, Fatih’in mabedinden kitab-ı mübini,
Bu ulu dini kaldıran kim?
Dinimize, imanımıza saldıran kim?
Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,
Kimin elidir?!…
Söyle Ayasofya, söyle.
Seni puthane yapan hangi delidir?!…

Elleri kurusun, dilleri kurusun!
Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!…

Ayasofya,
Ey muhteşem mabet;
Gel etme,
Bizi terketme!…
Bizler, Fatih’in torunları, yakında putları devirip,
Yine seni camiye çevireceğiz…

Dindaşlarımızla,
Kanlı göz yaşlarımızla,
Abdest alarak secdelere kapanacağız,
Tekbir ve tehlil sadalarıboş kubbelerini yeniden dolduracak
İkinci bir fetih olacak,
Ezanlar bu fethin ilanını,
Ozanlar destanını yazacaklar…

Putperest Roma’ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! Şerefelerin yine Allah’ın ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed’in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!…

Bu olacak Ayasofya,
Bu muhakkak olacak…
İkinci bir fetih, yine bir ba’sü ba’delmevt…
Bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır,
Ayasofya, belki yarından da yakın!…

Osman Yüksel Serdengeçti

Dini değerleri savunan bir Türk milliyetçisi, üstad Necip Fazıl Kısakürek de Ayasofya için şöyle diyordu:

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya “ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!” demekten farksızdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler’den Afrikalı yamyam devletlerine kadar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara “artık benim hayat hakkım kalmadı!” demektir.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semâları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun kurduğu Alperen Ocakları da Ayasofya’nın mescid olarak yeniden millete hizmet vermesi için mücadele edenler arasındaydı.
 Taleplerini yalnız sözde bırakmayan Alperen Ocakları istekleri için eylem de yaptılar:

2015 yılı Mayıs ayında yapılan Alperenlerin açıklamasında, “iktidarda olduğu 12 yıl boyunca gerçekleştirilen fetih kutlamaları sırasında Ayasofya’yı hatırlamayan zihniyetin, oy için Ayasofya aşığı kesildiği” vurgulandı.

Yaklaşan seçim öncesi Ayasofya Camii’nin suiistimal edilmek istendiğini öne süren Alperenler, cami önünde eylem yaptı. Ayasofya Meydanı’nda  sıralarında toplanan grup, tekbirler ve sloganlar eşliğinde cami önüne geldi. Grup adına basın açıklaması Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican tarafından okundu.

“Fatih’in emaneti Ayasofya”, “Ayasofya için Alperenler kıyamda” dövizleri taşıyan Alperenlerin açıklaması, “Seçim malzemesi değil, bir şehrin, bir milletin, bir ümmetin ve kutlu bir fethin sembolüdür Ayasofya”, “”Ayasofya’yı kapalı tutmak; Türk vatanını satmaya denk bir suçtur! Muhsin Yazıcıoğlu” pankartları önünde yapıldı. Tekbirler getiren grup, zaman zaman “Zincirler kırılsın Ayasofya açılsın” sloganları attı.

11 Aralık 2017’de İstanbul Alperen Ocakları üyesi bir grup,  Ayasofya Müzesi’ne girdi. Turistlerin içeride dolaştığı sırada gruptaki bir kişi, ezan okumaya başladı. Bunun üzerine görevliler o kişiye müdahalede bulundu. Grubun diğer üyeleri ise tekbir getirip müze içinde namaza durdu. Grup ikindi namazını Ayasofya’da kıldı. Ayasofya’da yaşananlar amatör kameraya yansıdı. Namazın ardından grup üyeleri, polis merkezine götürüldü. Grup üyeleri ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Son Güncelleme : 11 Temmuz 2020

Milli Güç

Milli Güç

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın