Kur'ân-ı Kerîm – Milli Güç - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Kur’ân-ı Kerîm

Oğuz Çetinoğlu

Kur’ân-ı Kerîm apaçık delillerle Allah Teâlâ’nın varlığını ve birliğini ortaya koyar. Müslümanların mukaddes kitabıdır. Düşünebilen bir varlık olan insanı, gerek kendisi gerekse etrafındaki engin kâinat hakkında düşünmeye, buradan hareketle de herkesin ve her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah’a inanmaya çağırır.

Kur’ân-ı Kerîm, İlahî bir kitap olarak her seviyedeki insana hitap etme özelliğine sâhiptir. Ayrıca cihanşümul oluşu sâyesinde zaman üstü ve eskimeyen bir dil ve üslûp güzelliği; ırk, ülke ve sınır tanımayan bir kuşatıcılık vasfını bünyesinde taşımaktadır.

Dünya ve âhiret hayatında bütün insanlığın saâdete erişmesi için gerekli esasları ihtiva etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm insanı değerlendirirken onu, fert, aile ve toplum; itikat, ibâdet ve ahlâk; dünyevî, uhrevî ve derûnî hayat olmak üzere bütün yönleriyle kuşatır, onun her türlü ihtiyacına cevap verir.

İslâm dini, varlığını ve hayatiyetini Kur’ân’dan alır. Bu sebeple Müslümanlar, hayatlarının her bölümünde; inanç ve düşünce sâhasında olduğu gibi, beşerî ve ahlakî ilişkilerinde de tâkip edecekleri yolu Kur’ân-ı Kerîm’e dayandırmak mecbûriyetindedirler.

Kur’ân-ı Kerîm, Semâvî-İlâhî kitapların dördüncüsü ve sonuncusudur. (Dîğer üçü: Tevrat, Zebur, İncil) Allah tarafından Cebrâil isimli büyük melek vâsıtasıyla ve vahiy* yoluyla Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselâma 22 sene 2 ay 22 günlük zaman içerisinde aralıklı olarak ve bölüm bölüm ve Arapça diliyle indirilmiştir. İçine, Hz. Peygamber dâhil hiçbir insan sözü karışmamıştır. Peygamber-i Ekber’e indirildiği ve O’nun ilk Müslümanlara bildirdiği aslî şekli ile her hangi bir bozulmaya, değişmeye uğramadan günümüze kadar ulaşmıştır. İslâm’ın temel ibâdetlerinden ve beş şartından biri olan namaz kılınırken, aslî şekli ile kıraati, okunması namazın şartlarından olduğu gibi, namaz dışında okunması ve dinlenmesi de ibâdet hükmündedir.

Kur’ân-ı Kerîm’in özel bölümlerine sûre denir ki 114 tânedir. Her sûrenin (o sûrede geçen özel isim veyâ başka tâbirlerden alınmış) bir ismi vardır. Sûrelerin ibâre, cümle, kelime veyâ daha uzun ifâdeler şeklindeki bölümlerine de ‘âyet’ denir. Âyet; işâret, Allah tarafından verilmiş nişan (tanınma alâmeti), Allah’ın varlık, irâde ve işlerinin belirtisi (nişânesi) demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de 6.000 (altı bin) kusur âyet vardır. Kolay hatırlanabilir ve tekrarlanabilir bir rakam olarak 6666 olarak da ifâde edilir.  Farklı âyet sayısı söylenmesi, sayma metodu ile ilgilidir. Hangi sayı verilirse verilsin, hepsinin ifâde ettiği gerçek birdir. Yalnız, bâzı ibâre ve cümleleri ayrı veyâ bir âyet saymağa, sûrelerin başındaki besmeleleri ayrı ayrı sayıma dâhil edip etmemeğe göre söylenen sayılar değişmektedir.

Bâzı âyetlerin de sûreler gibi kendilerine mahsus isimleri vardır: Âyetü’l Kürsî (Bakara Sûresi, 255. Âyet) gibi.

Kur’ân sûre ve âyetleri vahiyler hâlinde geldikçe, önce Hz. Peygamber, sonra da sahâbeler tarafından sağlam bir şekilde ezberleniyordu. Aynı zamanda da, vahiy kâtipleri denilen, okuryazar sahâbîler tarafından ince taşlar, kürek kemikleri, hurma dalları, deriler v.b. yazmaya müsâit düz satıhlar üzerine yazılıyordu. Hz. Peygamber’in sağlığında henüz vahiy tamamlanmadığı için, bizzat O’nun öğreticiliği ve kontrolü altında pek çok hâfız yetiştiği için; âyetler iniş sırasına göre değil, Hz. Peygamber’in işâret ettiği sıraya göre sûrelere yerleştirildiği ve bu sebeple de vahyin tamamlanmasını beklemek gerektiği için Kur’ân’ın kitap hâlinde düzenlenmesi imkânsızdı ve bunda bir mahzur da yoktu. Fakat vahiy tamamlanıp, Hz. Peygamber de ebediyete göçtükten sonra bir araya toplanıp kitap hâline getirildi.

Çok titiz çalışmalarla hazırlanan bu kitap çoğaltılarak bir tânesi İslâm Devleti’nin başşehri Medine’de muhafaza altına alındı, diğerleri birer adet olmak üzere Mekke, Küfe, Basra ve Şam’a gönderildi. Bunlara uymayan mushaflarm yakılması emredildi ve bu metinlere uymayan okuyuşlar da yasaklandı.

Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona kadar okuyup bitirmeğe ‘hatim’ denir. Dilimizde ‘hatim indirmek’ şeklinde kullanılır. Peygamberimizin mühim sünnetlerindendir. Peygamber-i Ekber, her ramazan ayında, o güne kadar gelmiş olan sûre ve âyetleri Cebrâil aleyhisselâma baştan sona okur; Cebrâil de O’na tekrâr ederdi. Sahâbîler de bu olaya şâhid olurlardı. Peygamberimizin vefâtmdan önceki ramazanda bu işlem iki defa tekrarlanmış, yâni Kur’ân-ı Kerîm iki defa hatm ve mukabele edilmişti. Bir kişinin Kur’ân’ı ezberden (ki böyle okuyanlara hâfız denir) veyâ kitaptan yüksek sesle okuması, onu dinleyen topluluğun da sessizce kitaptan okuyarak veyâ hâfız olanların zihinlerinden geçirerek tâkib etmesine mukabele denir; kısaca Kur’ân’ın karşılıklı okunmasıdır.

Kur’ân’m açık ve tâne tâne ve acele etmeden, tecvîd* ve tilâvet* kaidelerine riâyet ederek ve mümkünse mânâsını anlayarak düşüne düşüne okunması ideal olan şekildir. İyi niyetle ve gücünün yettiği kadar, güç yetirebildiği şekilde okumak da makbûldür. Kur’ân-ı Kerîm tilâvetini bir menfaat ve geçim kapısı hâline getirmek, okunandan çok okuyana ve okuyuşa dikkatleri çekecek artistik tavır, edâ ve sedâlarda olmak samîmî mü’minleri inciten, hayrı ve sevâbı şüpheli bir durumdur.

Kur’ân-ı Kerîm, içinde şüphe bulunmayan, Allah’tan geldiğinde şüphe olmayan, îcâzı (söz kudreti) ile bir benzerini meydana getirmek husûsunda muarızlarına meydan okuyup onları acze düşüren; inananlara, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara doğru yolu gösteren, dünyâ ve âhiret saâdetinin aslî prensiplerini veren İlâhî kitaptır. Îman, ibâdet, muâmelât ve ahlâka dâir İslâm dîninin temel prensipleri, emir ve yasakları O’ndadır. Bu sebeple anlaşılması, tefekkür konusu yapılması, üzerinde derin derin düşünülmesi, ibret alınması ve bütün icaplarına riâyetle amel edilmesi, yânî Kur’ân hükümlerinin inananların hayâtına uygulanması Allah’ın emri ve Peygamber’in sünnetidir.

O’nun düşünüp ibret almak üzere indirilmiş feyz kaynağı bir kitap olduğu bizzat kendi metninde muhtelif âyetlerde ehemmiyetle vurgulanmıştır. Kur’ân’ın bütün dîğer sözlere üstünlüğünü ‘Cenâb-ı Hakk’ın bütün yaratıklara üstünlüğü gibidir’ şeklinde ifâde eden Hz. Peygamber’in de Kur’ân öğretiminin, Kur’ân’m anlaşılmasının ehemmiyetine; Kur’ân’ı öğrenip öğretenlerin üstün değerine dâir pek çok hadîs-i şerifleri vardır.

Yazının tamamı: Kocaeli Aydınlar Ocağı

Son Güncelleme : 1 Temmuz 2020

Oğuz Çetinoğlu

Oğuz Çetinoğlu

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın