Sokağa Çıkma Yasağı da Sevenlerinin Anmasına Engel Olamadı: Necip Fazıl’sız 37 Yıl - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Sokağa Çıkma Yasağı da Sevenlerinin Anmasına Engel Olamadı: Necip Fazıl’sız 37 Yıl

Türk şiirinin usta kalemi, Türk Edebiyatı Vakfı’nın “Sultan’üş Şuarâ” (Şairlerin Sultanı) unvanını verdiği, şiir yazan ve şiir okuyan herkes tarafından büyük usta manasında “üstâd” olarak kabul edilen “Çile” şairi Necip Fazıl Kısakürek 37 yıl önce, 25 Mayıs 1983 günü ebediyete göçtü. Vefatının 37. yılında korona virüsü enfeksiyonuna karşı tedbirler kapsamında salonlar kapalı ve sokağa çıkmak da yasaktı ama sosyal medyada Necip Fazıl anmaları devam etti.

Aslen Kahramanmaraşlı bir ailenin tek çocuğu olan Necip Fazıl, 1904 yılında dünyaya geldi. Ailesinin tarafından Ahmed Necib Adı verildi. Babası o doğduğu sırada hukuk fakültesinde öğrenciydi. Daha sonraki yıllarda Bursa’da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunan hukukçu Abdülbaki Fazıl Bey; annesi, Girit ensarlarından bir ailenin kızı olan Mediha Hanım’dır.

3-4 yaşlarında okuma dedesinden okumayı öğrenen Necip Fazıl’ın çocukluğu Çemberlitaş’ta geçmiştir. Okumaya olan tutkusunu ise babaannesine borçludur. Sıkıntılı çocukluk geçiren Necip Fazıl, pek çok farklı okulda ilkokul eğitimi almıştır. Annesinin vereme yakalanması ile Heybeli’ye taşınmışlar ve onun için Heybeliada Numune Mektebinin ardından Bahriye Mektebi yılları başlamıştır.

İlk yayıncılık faaliyetine burada başlayan Necip Fazıl, 1916 yılında Mekteb-i Fünûn-ı Bahriye-i Şâhâne imtihanlarına girdi ve üç yıl boyunca Bahriye Mektebinde eğitim gördü. Burada Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Akseki, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi simalardan eğitim aldı. Bahriye Mektebinde
o sıralar kendisi kadar değerli bir isim olan Nazım Hikmet iki sınıf üstte eğitim görmekteydi. İlk yayıncılık faaliyetina tek nüsha elle yazılmış haftalık
Nihai dergisi ile başlamıştır.

Necip Fazıl’ın yabancı dil kabiliyeti bu sıralarda gelişti. Lord Byron, Oscar Wilde, Shakespeare gibi batılı yazarların eserlerini orijinal dilinde okuma imkanını buldu. Ahmet Necip ismi burada şimdi bizlerin bildiği Necip Fazıl halini aldı. İstanbul’un işgali sırasında annesi ile Erzurum’a giden Fazıl, okulu yarım bırakmış ve o sıralar genç yaştaki babasını kaybetmiştir.

1921 yılına gelindiğinde Darulfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydolmuştur. Burada Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Faruk Nafiz, Ahmet Kutsi dönemin edebiyatçıları ile tanışma fırsatı bulmuştur. İlk şiirleri Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua’da yayınlanmıştır. 1924 yılında Maarif Vekâleti’nin açtığı sınavda gösterdiği başarı sonucu Avrupa’ya gönderilecek öğrenci grubunun içinde yer almıştır.

Paris’e eğitim görmek üzere ayak basan Necip Fazıl, Sorbonne Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. Bohem hayat tarzı ile okula adım atmayı başaramayan Necip Fazıl burada kumara olan ilgisi ile zor günler geçirmiştir. Paris sokaklarında yaşadığı bohem ruh hali ona Kaldırımlar’ı yazdıracaktır. Eğitimine devam etmediği için bursu kesilen Fazıl, yurda dönmek zorunda kalacaktır.

Paris’teki ruh hali Necip Fazıl’in İstanbul’da devam edeceği yıllara da sirayet etmeye devam edecektir. 1925 yılında ilk şiir kitabı “Örümcek Ağı” ve 1928’de ise ikinci kitabı “Kaldırımlar”ı yayınlamıştır. Şiirleri beklenmedik şekilde ilgi görmüş ve dönemin aydınlarından büyük övgüler almıştır. Falih Rıfkı ve Yakup Kadri gibi önemli isimlerle bir arada oldu. Bu yıllarda yeni bir meslek olan bankacılık alanında çalışmaya başlamıştır. Bir Hollanda bankası olan “Bahr-i Sefit Bankası”nda başladığı bankacılığa Osmanlı Bankası’nda devam etti. Kısa sürede Ceyhan, İstanbul, Giresun şubelerinde çalışmıştır. 1929 yılında Ankara İş Bankasına “Umum Muhasebe Şefi” olarak girmiş ve burada 9 yıl çalışmıştır. 1931-1933 yılları arasında askerlik görevini yerine getiren Necip Fazıl, sonrasında Ankara’ya dönmüş ve üçüncü şiir kitabını yayınlamıştır. “Ben ve Ötesi” ona şöhretin zirvesini yaşatacaktır. Bu sırada dergilerdeki yazılarını topladığı “Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil” adlı kitabı yayımlamıştır.

1934 yılı Necip Fazıl için büyük dönüşümün yılı oldu. Bu senede Nakşibendi Şeyhi Abdülhakim Arvasi hazretleri ile tanışan Necip Fazıl’in şiirlerinde de bu dönüşümün izleri tasavvufi içerik ile kendisi göstermiştir. Önceleri bunalım, bohem ve mistik sıkıntılardan hasıl olan şiirlerinin içeriği uhrevi fikirlere ve tasavvufa kapı açtı. Büyük dönüşümü sonrası yayınladığı ilk eser “Tohum” adlı tiyatro oyunu oldu. İslam ve Türklük vurgusunun ön planda olduğu eser,
Muhsin Ertuğrul tarafından İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan sahnelense de halktan çok fazla ilgi görmedi. 1936’da bir kültür–sanat dergisi olan “Ağaç Mecmuası”nı çıkarmaya başladı. İlk sayısı 14 Mart 1936’da Ankara’da çıkarılan dergi, ilk altı sayıdan sonra İstanbul’da çıkarılmaya başladı. Dergi, spirütalist özelliklere sahipti ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı gibi önemli edebiyatçılardan katkı sağlanmaktaydı. 1937 yılında tamamladığı “Bir Adam Yaratmak” adlı piyesi ilk defa 1937-38 tiyatro sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye kondu ve büyük ilgi gördü.

1941 yılında Fatma Neslihan Balaban ile evlendi. Bu evlilikten Mehmet (1943), Ömer (1944), Ayşe (1948), Osman (1950) ve Zeynep (1954) adlarını verdikleri beş çocuğu oldu. 1942 kışında yeniden askerlik yapmak üzere 45 gün için Erzurum’a gönderildi. Askerde iken siyasi bir yazı kaleme alması nedeniyle mahkum oldu ve ilk kez hapis cezası aldı; Sultanahmet Cezaevi’nde hapis yattı.

Necip Fazıl Kısakürek, 1943 yılından itibaren siyasi tavrını ve Türk modernleşmesine eleştirisini ortaya koyan faaliyetlerine başlamıştır. Muhalefet anlayışını ifade eden araç, 17 Eylül 1943 günü ilk sayısını çıkardığı “Büyük Doğu” dergisidir. Büyük Doğu, o dönemde çıkarılan tek mukaddesatçı dergidir. Başlangıçta dönemin ünlü isimlerinin yazılarının da yer aldığı dergide daha sonra değişik takma adlarla Necip Fazıl’ın yazdığı yazılar egemen olmuştur. Büyük Doğu dergisi 1943 yılından itibaren yayımlanan muhtelif yazılar sebebiyle defalarca kapandı, tekrar açıldı.

28 Haziran 1949’da Büyük Doğu Cemiyeti’ni kurdu. 1950’de derneğin ilk şubesi Kayseri’de açıldı. Necip Fazıl, Kayseri’deki açılıştan İstanbul’a döndükten sonra bir yazısı nedeniyle tutuklandı; “Türklüğe hakaret davası”nda verilmiş beraat kararı Nisan ayında temyiz mahkemesi tarafından bozdurulunca eşi Neslihan Hanım ile birlikte hapse girdi. 1950 genel seçimlerinden sonra seçimden zaferle çıkan Demokrat Parti’nin çıkardığı Af Kanunu ile hapishaneden tahliye edilen ilk kişi olarak 15 Temmuz’da serbest kaldı. 18 Ağustos 1950’de Büyük Doğu’yu yeniden çıkarmaya başladı. Necip Fazıl, dergide Adnan Menderes’e açık mektuplar yayınlayarak partiyi İslam ekseninde geliştirmesini önermekteydi. O yıl Büyük Doğu Cemiyeti’nin Tavşanlı, Kütahya, Afyon, Soma, Malatya, Diyarbakır şubelerini açtı.

Çeşitli suçlamalarla çok defa cezaevinde yatan Necip Fazıl, 1963-1964’te Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar verdi. 1973 yılında Hacca gitti. O yıl oğlu Mehmet’e “Büyük Doğu Yayınevi”ni kurdurdu. “Esselâm” adlı manzum eserinden başlayarak daha evvel çeşitli yayınevlerince basılmış eserlerinin düzenli yayınına başladı. 23 Kasım 1975’te Millî Türk Talebe Birliği tarafından Mücadelesinin 40. Yılı münasebetiyle bir “Jübile” tertiplendi. 1976’da, dergi-kitap şeklinde, 1980 yılına kadar 13 sayı sürecek “Rapor“ları, 1978’de de Büyük Doğu dergisini yeniden çıkardı. 26 Mayıs 1980’de Türk Edebiyat Vakfı tarafından “Sultan’üş Şuarâ” (şairlerin Sultanı) ve 1982 yılında yayınlanan “Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu” isimli eseri münasebetiyle de “Yılın Fikir ve Sanat Adamı” seçildi.

Necaip Fazıl Kısakürek 25 Masyı 1983 günü çilehane dediği bu dünyaya veda etti. 79 yaşında vefat eden büyük şair ardında bir çok eser ve nesillere önder olacak bir fikir dünyası bıraktı. Kalabalıktan korkan her dikta gibi 12 Eylül cuntası da cenazesinde toplanan kalabalıktan ürktü. Ülkücüler, Akıncılar, Nurcular, Süleymancılar, muhafazakarlar, Türkçüler vs. sıfatlarla parça parça bölünen insanımızın bir araya geldiğini sağlığında görememişti ama cenazesinde hepsini bir araya getirmişti. Üstad Necip Fazıl’ın cenazesi Eyüp Sultan Mezarlığına defnedildi. Törene katılan kalabalığa polis ve asker müdahalesi ile çok sayıda kişi gözaltına alındı. Tutuklanarak Selimiye Askeri Cezaevi’ne konan  48 kişi 24 gün sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, daha sonra hepsi beraar etmişti.

Vefatının 37. yılında sevenlerinden biri onun hakkında şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Vefatının 37.yılında Üstad Necip Fazıl’ın dosdoğru anlatıldığı ve anlaşıldığını söylemek zor. Necip Fazıl girintileri çıkıntıları, inişleri çıkışları keskin, girift bir adam. Zirvelerden uçurumlara savrulmasa belki KUMARBAZ yazılamaz, ÇİLE şiirleşemezdi. Kanaatimce tarihçiliğine hiç bakmamak, tefekkür cephesine dikkat etmek, şairliğinin hakkını teslim etmek gerekir. Allah rahmet eylesin.

Ardında konferans notlarından şaheser şiirlere kadar çok sayıda eser bıraktı. İşte o eserler:

Örümcek Ağı (1925)
Kaldırımlar (1928)
Ben ve Ötesi (1932)
Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil (1933)
Tohum (1935)
Beklenen (1937)
Bir Adam Yaratmak (1938)
Künye (1938)
Sabır Taşı (1940)
Namık Kemâl (1940)
Çerçeve (1940)
Para (1942)
Vatan Şairi Nâmık Kemâl (1944)
Müdafaa (1946)
Halkadan Pırıltılar (Veliler Ordusundan) (1948)
Nam (1949)
Çöle İnen Nur (İzinsiz Baskı) (1950)
101 Hadis (Büyük Doğu’nun 1951’de verdiği ek) (1951)
Maskenizi Yırtıyorum (1953)
Sonsuzluk Kervanı (1955)
Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan) (1955)
Mektubat’tan Seçmeler (1956)
At’a Senfoni (1958)
Büyük Doğu’ya DOĞRU (İdeolocya Örgüsü) (1959)

 

 

Son Güncelleme : 13 Temmuz 2020

Etiketler: , ,
Milli Güç

Milli Güç

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın