Yusuf Halaçoğlu'ndan İftiracılara Sert Cevaplar – Milli Güç - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Yusuf Halaçoğlu’ndan İftiracılara Sert Cevaplar

Mahir Ünlü

Her yıl 24 Nisan’da Türkiye’nin kulakları Vaşington’da, Beyaz Saray’da olurdu: Bakalım, 1915’te yapılan Ermeni tehciri için ABD başkanı ne diyecek, diye…

İngiltere, zaten iftiraların mucidiydi. İşgal yıllarında Kaymakam Kemal Bey, İngiliz baskısıyla Nemrut M. Paşa divanında yargılanmış idama mahkum edilmişti. İşgal altındaki İstanbul’da Türk aydınları toplanıp Malta adasına sürülmüş, mebuslar meclisinden kaçabilenler Ankara’da açılan TBMM’nin ilkleri olmuştu. Malta’da yapılan yargılamalarda sözde soykırım iddialarının yalan olduğu da görülmüştü.

Görenler görmezden geldi. Türkiye’ye düşman olan her devlet, millet ve toplum bu yalana sarıldı ama Türkiye’nin içinde bu yalana sarılanların olacağı o günlerde kimsenin aklına gelmezdi. Kendilerine devrimci, ümmetçi, İslamcı, demokrat, liberal, Kürtçü, şucu bucu diyen bir sürü benimseyen oldu bu yalanı. Gerçi soykırım yalanları Türkiye’de, Azerbaycan’da, ABD’de defalarca çürütüldü ama elin ağzı torba değil ki büzesiniz…

Yeniçağ gazetesinde Fatih Erboz’un kaleme aldığı bir haberde, Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu iftiracılara sert cevaplar vermiş. Aslında Halaçoğlu, ilmi eserlerle bu cevapları eskiden beri veriyor ama dinleyen olmayınca o da haklı olarak sert bir üslup kullanmış:

Sözde soykırım iddialarını araştırmak için önerilen tarihçiler komisyonunun kurulmasından herkesin kaçtığını belirterek, “Avrupalılar kaçıyor, İngiltere kaçıyor, ABD kaçıyor, Neden kaçıyorsunuz?” dedi. 

Ermeni Milli Delegasyon Başkanı Nubar Paşa’nın Fransa Dışişleri Bakanı’na yazdığı mektubun ve Ruslarla mektuplaşmalarının elde olduğunu belirten Halaçoğlu, şunları söyledi: ” Hepsinin arşiv belgeleri elimizde mevcut. Bunlara ‘kılıç artığı’ deniyor. Peki Rus ordusunda ne kadar Ermeni vardı? Nazarbekov ve Andranik komutasında 44 bin Ermeni çetecinin Doğu Anadolu Bölgesi’nde yüzbinlerce insanı katlettiği bir ortamda nasıl ‘kılıç artığı’ olabiliyor kendileri? Tam 518 bin 301 kişiyi katlettiler. Eski Van Kalesi’nin dibinde 80 bin insanı öldürdüler. Atom bombası atılsa belki böyle olmazdı. Genç kızların bir çoğu iffetlerini kurtarmak için kendisini Van Gölü’ne attı. Genç kızları Akdamar Kilisesi’ne götürüp tecavüz ettiler. Bunlardan kurtulmak için genç kızlar, kendilerini Van Gölü’ne attı. Bunlara mı siz ‘kılıç artığı’ diyorsunuz?”

Fransa’nın arşivinde Fransız ordusu için ölen Ermenilerin listesi olduğunu da kaydeden Halaçoğlu, şöyle devam etti: “Ölenlerin hepsi Osmanlı Devleti vatandaşı Ermeniler. Çanakkale savaları sırasında Van’da, Bitlis’te, Çatak’ta Erzurum’da devletine karşı isyan edenler kimlerdi? Vatan hainliği yapanlar kimlerdi? Ermeni çeteleriydi, o Ermenilerdi. Zeytun isyanını düşünün, Adapazarı, İzmit, Bursa ve Trabzon’dakileri düşünün. Sason’da, Adana’da, her yerde olanları bir düşünün.” Abdülhamit’e yapılan suikastı da hatırlatan Halaçoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Hangi sebeple yapılmıştı, buna bir bakın. Osmanlı Bankası baskını keza öyle. 1918 yılında Fransız ordusunun 6 taburundan 3’ü Ermeni askerlerden oluşuyordu. Kozan’da fırınlarda yakılan insanları göz önüne alın. Bunlara mı ‘kılıç artığı’ diyelim? Birleşmiş Miletler belgelerini inceleyin, İngiliz ve Amerikalıların Ermenilerin nerede yaşadıklarına bakın. Dedelerinizi arıyorsanız Baltimore ve New York limanlarındaki yolcu defterlerine bakın. Nereye ve niçin kaçtıklarını görürsünüz.

İsterseniz hafızamızı geriye doğru alalım. Gizli saklı köşelerde değil; devletin kalbinde, milletin iradesinin tecelli ettiği TBMM’de neler olmuş görelim: “HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın Meclis’teki “Başkanlık Tasarısı” görüşmeleri sırasında kürsüden yaptığı konuşmada “soykırım” ifadesini kullanması tartışmalara sebep olmuştu. HDP’li Paylan konuşmasında, “1913-23 döneminde dört halkı kaybettik. Ermenileri, Rumları, Süryanileri, Yahudileri kaybettik. Büyük katliamlarla, soykırımlarla ya bu topraklardan sürüldüler ya mübadelelere uğradılar” dedi.

Aynı Garo Paylan, 21 Nisan 2016’da yaptığı konuşmada da masum Kemal Bey’i suçluyor, “Birinci Dünya Savaşı sonrası Divan-ı Harb-i Örfide bu cuntacılar yargılandılar ve bazıları cezalar da aldılar; Malta sürgünleri oluştu. Ancak, bu yargılanmalar tamamlanamadan cumhuriyet devreye geçti, Ankara’da bir Meclis oluştu ve Ankara’daki Meclis bu büyük suçla yüzleşmedi. Boğazlıyan kaymakamı Divan-ı Harbi-yi Örfide yargılanmıştı ve mahkûm olmuştu ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı ilk şey Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e ve diğerlerine, bu büyük suçun faili olanlara iade-i itibar yapmaktı.” diyor.

Daha hangi sözde aydınlar, siyasiler neler neler dediler. Kimsenin ruhu duymadı.

“Hırsız içerdeyken kapı kilitlemek” beyhude değil midir?

 

Son Güncelleme : 25 Mayıs 2020

Mahir Ünlü

Mahir Ünlü

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın