Ahmet Yesevî’den Bir Hikmet - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Ahmet Yesevî’den Bir Hikmet

Oyhan Hasan Bıldırki

HİKMET

I. Ol kadirim kudret bilen nazar kıldı
Hurrem bolıp yer astıga girdim mına
Garip bendeng bu dünyadın güzer kıldı
Mahrem bolıp yer astıga girdim mına

II. Zakir bolıp, şakir bolıp Haknı taptım
Şeydâ bolıp, rüsvâ bolıp candın öttüm
Andıng songra vahdet meydin katra tattım
Hemdem bolıp yer astıga girdim mına

III. Nefsim meni heva kıldı, harıp kıldım
Dıngıl destar pöçek pulga satıp aldım
“Şeyh men” tiyü dâvi kıldım yolda kaldım
Bigam bolıp yer astıga girdim mına

IV. Atmış üçke yetti yaşım bir künce yok
Vâ Dirigâ Haknı tapmay gönglüm sınık
Yer üstige “sulatan men” dip boldum ulug
Pürgam bolıp yer astıga girdim mına

V. Siz ve bizni Hak yarattı taat içün
Ey b’-ül-aceb yemek içmek rahat içün
“Kalû belâ” dedi ruhlar mihnet içün
A’lem bolıp yer astıga girdim mına

VI. Kimni görsem hizmet kılıp kulu boldum
Toprak sıfat yol üstüde yolu buldum
Aşıklarnı köyüp öçken külü buldum
Merhem bolıp yer astıga girdim mına

HOCA AHMET YESEVÎ
(Pîr-i Türkistan)

I. Güçlü Tanrı’m, güçlü bir nazar etti. Mutlu olup sevinç içinde yerin altına girdim. Garip kulun bu dünyadan geçti. Samimi bir dost olarak yerin altına girdim hey!

Burada ilk mısraı kâinatın yaratılışı olarak bilinen tekvin (yaratma) kuramı ile açıklamak gerekirse de; kudretli Tanrı bana nasip ettiği için sevinç duyarak yerin altına girdim diye de düşünmek mümkündür. Garip bende, şairin kendisidir. Büyük sofiler, Tanrı’ya ulaşabilme karşısında kendilerini daima gurbette hissederler. Şair aslında dünya nimetlerinden vazgeçerek yerin altına giriyor.
Yesevî tarikatı dervişlerinden Derviş Ahmed’in “Cevâhir-ül Ebrar” ve Hakim Süleyman’ın “Bakırganı Kitabı”nda anlatıldığına göre Ahmet Yesevî, olağanüstü olayların düzenleyicisi ve yapıcısı olarak gösterilir. 7 yaşında sünnet ehli olmuştur. Hz. Muhammed öldükten sonra, Ahmet Yesevî’nin hâlâ yaşaması, bu sünnetlerden birini terk gibi göründüğünden, tekkesinin bahçesine açtırdığı bir oyuk içinde ibadetlerine devam etmiştir.
Bir insanın rahatlıkla içerde oturamayacağı kadar dar olan bu çukurda, 63 yaşından itibaren uzun bir ömür sürmüştür. Söylentilere göre 125 ile 400 yaşlarında ölmüştür. Bu sırada göğsünde açılan deliklerden dolayı “ser-halka-ı sine-rişân” adıyla bilinir.

II. Şükür ve zikrederek Tanrı’ya taptım. Çılgın sayıldım, ayıplandım, canımdan geçtim. Ondan sonra vahdet (birlik) şarabından bir damla tattım. Tanrı’ya hemdem olmak için yerin altına girdim.

Ahmet Yesevî ve onun izleyicileri, Allah’ı anmak için “zikr-i erre” (yüksek sesle, çılgın gibi) yolunu tutmuşlardır. Bir gün Hızır, onun dergâhına gelir. Onu, sıkıntılı görür. Bunun sebebini sorar. Ahmet Yesevî, halkın durumunu anlatır. Hızır, kendisine Allah’ın sevdiği bir kulu olduğunu bildirir ve sıkıntısının yersizliğini söyler.
Tasavvufta zikir, bütün tarikatların ortak yönüdür. Şükretmek de öyledir. Candan geçmek, bedenden sıyrılmak, yani Fenafillâh, bu yolun olgunluk noktasıdır. Şair vahdet şarabından candan geçtikten sonra bir katre tadıyor ve ikiliği ortadan kaldırarak hemdem olup sevinçle yeraltına giriyor.

   III. Nefsimin hevesleri beni dermansız bıraktı. Süslü sarığı kalp -önemsiz- paraya satarak; “Ben şeyhim!” diye ileri atıldımsa da yarı yolda kaldım. Gamsız olarak yerin altına girdim.

   Nefsinin emrine uyanlar, eninde sonunda yok olacaklardır. Şairin alçakgönüllü olduğunu görüyoruz. Süsten, sarığından ve şeyhliğinden vazgeçerek, gam yükünden kurtulmuş ve yeraltına gönüllü girmiştir.

   IV. Yaşım 63 oldu. Bir gün bile değil. Eyvah! Tanrı’yı bulamadım, gönlüm kırıktır. Yerüstünde “ben sultanım” dedim, öyle büyüdüm. Şimdi gamla dolu olarak yerin altına giriyorum.

   Varlığa sarılarak yaşamayı, saltanat sürmek ve kendini de bu saltanatın sultanı olarak görmek şairi üzüyor. Bu yüzden de günahkâr olduğunu düşünüyor. 7 yaşından itibaren yerine getirdiği sünnetleri, 63 yaş ilgisiyle (Hz. Muhammed, bu yaşta ölmüştür.) bir kere daha hatırlayarak ve gama bürünerek yeraltına giriyor.
   Kalu-Belâ: Kainat, kun: “Ol!” emriyle, yaratılmadan önce Tanrı, bütün ruhları toplar ve onlara “Ben sizin Tanrı’nız mıyım?” diye sorar. Verilen karşılık; “Evet!”tir.

   V. Tanrı, sizi bizi hep ibadet için yarattı. Yesinler içsinler, rahat etsinler diye değil. Ruhlar bu dünyadaki eziyetler için evet dediler. Şimdi daha bilgili olarak yerin altına giriyorum hey!

   Tarikat bağlıları için ibadet ve taat birer şekil meselesidir. Fakat ehlisünnet inancına gönül veren Yesevî, bu bölümde her ikisini de birleştiriyor. Tanrı; insanları yemek içmek, gezip tozmak için yaratmadı. İnsanlar daha ruhlar âleminde iken, kendilerine yöneltilen soruya evet demiş olmakla mihneti kabul etmiş bulundular. Bu dörtlükte “kalu-belâ” dolayısıyla söylediğimiz tekvin öncesi olayı hatırlatma olduğu için “telmih sanatı” vardır. Telmih, bir beyit veya mısrada bilinen bir olayı veya ünlü bir sözü hatırlatma, öne sürme sanatıdır.

   VI. Kimi gördümse hizmetinde bulunarak kulu oldum. Toprak gibi onların yolunda kendimi adadım. Allah âşıklarını yakıp söndüren kül oldum. Dermanımdır diye de şimdi yerin altına giriyorum hey!

   Kul olmak, nefsi kırmak tasavvufun önemli bir yönüdür. Dergâhların gönlünü şeyhin şahsında Hakk’a adamış fedakâr dervişleri, kulları, çilehanede kalmak gibi işlerden geçtikten sonra, boyunlarına taktıkları “keşkül-ü fukâra” taslarıyla geçimlerini temin eder, gurur ve nefislerini kırarlardı. O bazen yanan, bazen yandıran bir aşk ateşiyle onun külü arasında çeşitli zikzaklar çizdiğini söylemektedir.

   Hikmetin genel havası içinde dörtlüklerin son mısralarındaki tekrarlar, özel bir anlam taşımaktadırlar. 63 yaş münasebetiyle hatırladığı “pürgam”lı mısraın dışındaki diğer son mısralarda şair, hep mutludur. Şair coşkun değil ama yaptıklarıyla memnun, yapamadıklarından da hüzünlü olduğunu bize göstermek ister gibidir.

   Ahmet Yesevî (1103 Sayram – ö. 1165 Yesi Kazakistan) ünlü mutasaffıv ve şair. Yesevî yolunun öncüsüdür. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende’yi ve Bektaşi Veli’yi etkilemiştir.
   Babası İbrahim erken yaşta öldü. Yasi kentinde Arslan Baba adında bir sufi öğretmenin etkisinin altında kaldı. Onun ölümünden sonra Buhara’ya giderek kendi eğitimini Yusuf Hemedani’nin yanında 1140 yılında tamamladı.
   63 yaşına gelince kendisine yeraltında bir hücre kazdırmış ve kalan ömrünü burada tamamlamıştır. Ahmet Yesevî, Yunus Emre’den önce yetişmiş ilk büyük Türk mutasavvıflarındandır.
   Türbesi, Hazreti Türkistan kentinde güney Kazakistan’da 1389 ile 1405 yılarında Timur Leng tarafından yapıldı. 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarih eseri olarak kabul gördü.
   Ahmet Yesevî’nin türbesi ülkemiz tarafından restore edilmiştir.
   Divan-ı Hikmet şiirleri, Türk tasavvuf edebiyatının bilinen, çok önemli ve anlamlı en eski örneklerini içeren kitaptır.

Son Güncelleme : 25 Nisan 2020

Oyhan Hasan Bıldırki

Oyhan Hasan Bıldırki

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın