Doğu Türkistan’da Gözaltı ve Tutukluluk Gerekçeleri: İnanç, İnternet Kullanımı, Sakal, Komşularla İlişkiler - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Doğu Türkistan’da Gözaltı ve Tutukluluk Gerekçeleri: İnanç, İnternet Kullanımı, Sakal, Komşularla İlişkiler

BBC Türkçe yayını Doğu Türkistan’da Uygur ve Kazak Türklerinin uğradığı zulümle ilgili bir makale yayımladı.

2010-2014 yılları arasında görüştüğümüz Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin anlattıklarının bir yabancı haber kanalı tarafından doğrulandığını acı ızdırap içinde görüyoruz.

Doğu Türkistanlı bir kardeşimiz Çin’in Uygur ve Kazakları takip etme siyasetiyle ilgili bir belge ele geçirir ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. BBC’nin elinde daha önce Doğu Türkistan’a seyahat eden muhabirlerinin getirdiği belge ve görüntüler de vardır. Bunları birleştirdikten sonra Doğu Türkistan’daki toplama kampları, bu kamplara insanların niçin hapsedildiği, çıkanların nasıl takibe alındığı derli toplu anlatılıyor:

“BBC, Çin’in gözaltı kamplarında tutulan yüz binlerce Müslüman Uygur Türkünün geleceğinin  nasıl belirlendiğini ortaya çıkaran belgelere ulaştı.

Doğu Türkistan’da üç binden fazla kişinin kişisel bilgilerinin yer aldığı bir belgede, bu kişilerin günlük hayatlarına dair çok özel detaylar da var.

137 sayfalık,  grafiklere de yer verilen raporda yer alan kişilerin hangi sıklıkla dua ettikleri, ne giydikleri, gün içinde kimlerle konuştukları ve aile bireyleriyle ilişkileri de yer alıyor.

Çin yöneticileri ise yanlış bir şey yapmadıklarını, “terörle ve radikal dini gruplarla mücadele ettiğini” söylüyor. Yani namaz kılmak, oruç tutmak, kurban kesmek ve dua etmek terör suçu sayılıyor.

Geçen yıl Doğu Türkistan’dan bilgi sızdıran bir kişinin her şeyi göze alarak yeni belgeler sızdırmasıyla bütün bilgiler açığa çıktı.

Belgelerden birinde, daha önce Çinli yetkililer tarafından gazetecilerin götürüldüğü, BBC’nin de gittiği kamplardan birinde kalan 311 kişinin geçmişleri, dini hayatları, akraba, komşu ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiler detaylı şekilde yer alıyor.

Bilgilerin ardından da son karar yazılıyor: Kampta mı kalmalı, serbest mi bırakılmalı?

Kamptan ayrılan bazı kişilerin de bilgilerinin ardından “geri getirilmeli” veya “serbest kalabilir” kararı alındığı görülüyor.

Örneğin 598 numaralı grafikte 38 yaşındaki Helçem isimli bir kadının, kamptan çıktıktan yıllar sonra yeniden gözaltına alınması kararı alınmış. Bunun için de tek bir sebep gösterilmiş: Yıllar önce başörtüsü takmıştı.

Sadece yurt dışı çıkış pasaportu başvurusu yaptığı için kampa alınmış olanlar da var. Buna göre Türkistan’dan dışarı çıkmak isteyen Uygur Türklerine de “radikal” muamelesi yapılıyor.

66 numaralı grafikte, 34 yaşındaki Memet Tohti adlı kişinin “pratikte risk oluşturmadığı” halde sadece pasaport başvurusu yaptığı için kampa geri gönderildiği görülüyor.

28 yaşındaki Nurmemet’in de kampa yeniden alınmasının sebebi, “başka bir problem olmadığı” belirtilerek şu sözlerle açıklanıyor: “Bir bağlantıya tıkladı ve bilmeden yabancı bir web sayfasına ulaştı.

311 kişi, Hotan şehrine yakın, nüfusunun yüzde 90’ı Uygur Türkü olan Karakaş ilçesinde yaşıyor.

Çin son yıllarda bölgeye ülkedeki baskın etnik grup olan Han Çinlilerinden milyonlarca insan yerleştiriyor. Bu da bölgede gerilime yol açıyor. Bu gerilim sonucunda zaman zaman şiddet olayları yaşanıyor ve Çin’in bu olaylara tepkisi sert oluyor.

Bu yüzden yalnızca Uygun Türkleri değil, Doğu Türkistan’daki diğer Müslüman azınlıklar olan Kazaklar ve Kırgızlar da benzer şekilde gözaltına alınıyor.

2017 başında kamplara yerleştirme programı başladığında, “köy merkezli çalışma grupları” olarak bilinen Çin Komünist Partisi’ne bağlı bazı görevliler Uygur toplumuyla ilgili de bir tarama yapmıştı.

Her bir üye bir grup Uygur Türkü için görevlendirildi. Bu üyeler, kendisine verilmiş Uygur Türkü ailelerle tanıştı, evlerine girip çıktı ve günlük pratikleriyle ilgili, evdeki “dini hayat” ile ilgili, örneğin evde kaç kutsal kitap bulunduğuna dair notlar aldı.

Sosyal çevreleri ve hangi aile üyeleriyle görüştükleri de bu notlara girdi. Ardından görüştükleri her bir kişinin geçmişi, ne sıklıkla dua ettikleri, daha önce kampa alınıp alınmadıkları veya hiç yurt dışına çıkıp çıkmadıklarına dair bilgiler araştırılıp notların devamına ekleniyor.

Bu 311 kişilik listedeki herkesin yurt dışında yaşayan bir akrabası var. Bu da “potansiyel sadakatsizlik” belirtisi olarak görülüyor ve bu kişilerin tümü, sadece bu gerekçeyle de olsa kamplara gönderiliyor.

Yusuf adlı 65 yaşındaki bir adamın da iki kızının 2014 ve 2015’te başörtüsü ve burka taktığı, oğlunun da siyasal İslam eğilimi olduğu yazılıyor. Ailesiyle ilgili şüphelerden dolayı Yusuf’un “kamptaki eğitiminin devam etmesine” karar veriliyor.

Komünist Partisi görevlilerinin topladığı bilgiler Doğu Türkistan’ın geniş veri sistemi olan “Bütünleştirilmiş Birleşik Operasyon Platformu”na da (IJOP) yüklenmiş.

IJOP, bölgedeki kamera kayıtlarına ve polislerin yaptığı gözlemlere de yer veriyor. Her vatandaşın yüklemesinin zorunlu olduğu bir mobil casus yazılımdan elde edilen bilgiler de var.

Yalnız yurtdışına çıkan veya şehirlerde yaşayan insanlar değil, köylüler de sıkı takip altında.

Çin’in Doğu Türkistan’daki politikaları üzerine çalışan, dünyanın önde gelen uzmanlarından Dr. Adrian Zenz, IJOP’ta toplanan bilgilerin “köy merkezli çalışma gruplarına” bir cep telefonu bildirimiyle gönderilerek belirli bir kişinin incelenmesini isteyebileceklerini söylüyor.

Yanlışlıkla yabancı bir web sitesine giren kişinin de IJOP bildirimi sebebiyle araştırılmış olabileceğini belirtiyor. IJOP’un yapay zekası, gözetlenen kişilerin faaliyetlerini inceleyerek görevlilere incelenmesi gerektiği kişi hakkında bildirim gönderiyor.

Belgelerde, 88 kişinin sadece “güvenilmez” olduğu için kamplara alınmasına karar verildiği görülüyor. Bu kişiler için başka bir gerekçe gösterilmiyor.

Çin ise Doğu Türkistan’da uyguladığı politikasında “halkın dini özgürlüklerine saygı duyduğunu” belirtiyor ve kamplarda aşırılıkçı gruplar ve “terörizmle” mücadele ettiklerini; sadece terör suçlamasıyla ceza almış kişilerin kamplara gönderildiğini söylüyor.

Ancak BBC’nin elde ettiği belgelerde bu kişilere dair suç, soruşturma ya da ceza bilgisine rastlanmıyor. Kamplara gönderilme gerekçesi olarak pasaport başvuruları, bir akrabanın yurt dışında olması, ailesinin eğilimleri ya da “güvenilmez” olması gösteriliyor.

Listede en fazla yer alan gerekçe ise, Çin’in katı aile planlama kurallarına uymamak olarak gösteriliyor.

İzin verilenden daha fazla çocuk sahibi olmaları, Çinli otoritelerin gözünde Uygur Türklerinin kültür ve geleneklerine, Çin devletine olan bağlılıklarından daha sadık oldukları anlamına geliyor.

Karakaş listesinde “suç” sayılan şeylere yer veriliyor. Bunlardan altısı terörizmle, ikisi da yasa dışı video izlemekle ilişkili.

Fakat “suçların” çoğunda esas neden olarak dini inanç gösteriliyor. Bu listedeki yüzden fazla kişi için kullanılan gerekçe evdeki “dini atmosfer”.

Listenin üzerinde herhangi bir damga veya imza yok, bu yüzden listeyi doğrulatmak zor.

Listenin Haziran 2019 öncesinde, diğer bazı gizli belgelerle birlikte Doğu Türkistan’dan çıkarıldığı tahmin ediliyor.

Belgeler sonunda sürgünde olan bir Uygur’un eline geçiyor ve o da belgelerin tümünü basınla paylaşıyor, Karakaş listesi hariç.

Geçen yıl Doğu Türkistan’da yaşananlara dair bu belgelere haberler çıktıktan sonra Karakaş listesi Amsterdam’da yaşayan Uygur Türkü Asiye Abdulaheb’in eline geçiyor.

BBC’ye konuşan Abdulaheb, bu belgenin doğruluğundan emin olduğunu söylüyor: “Belgenin üstünde resmi bir damga olmasa da bu bilgiler gerçek insanlar hakkında. Bu bilgiler insanların hayatı hakkında özel bilgiler ve Çin bunu kamuoyuyla paylaşamazdı. Bu yüzden Çin hükümetinin bunun gerçek olmadığını iddia etmesi mümkün değil.”

Sürgünde yaşayan tüm Uygurlar gibi Abdulaheb de gözaltı dalgası başladıktan sonra Çin’deki ailesiyle iletişim kuramıyor.

Abdulaheb, bu belgeyi aralarında BBC’nin de bulunduğu uluslararası basınla paylaşmaktan başka çaresinin kalmadığını anlatıyor:

“Akrabalarımın ve arkadaşlarımın güvenliğinden endişe duyuyorum. Ama herkes yakınlarını korumak için sessiz kalmayı tercih ederse bu tür suçların işlenmesinin önüne geçemeyiz.”

Çin geçen yılın sonunda bu kamplardaki herkesin “mezun olduğunu” açıkladı ancak bazı kampların “özgür iradesiyle” kaydolmak isteyen öğrenciler için açık kalabileceğini ima etti.

Karakaş listesinde 311 kişinin yüzde 90’ının tahliye edildiği veya kısa süre için kampta bir yıllarını tamamlayarak tahliye edilmek üzere olduğu yazıyor.

Dr. Zenz, kampların büyük bir baskı sisteminin yalnızca bir parçası olduğunu, bu sistemin çoğunun Çin dışından görülemeyecek bir şekilde gizli işlediğini belirtiyor.

Listede 20’den fazla kişinin “endüstri bölgesi çalışanı” olarak mezun edilmesinin uygun olacağı yazıyor. Bu “kariyer tavsiyesine” itiraz etme seçenekleri olup olmadığı muamma.

Uygurları kendi istediği türden bir modern topluma dönüştürmek amacıyla Çin’in yeni bir zorla çalıştırma sistemi geliştirmekte olduğuna dair sağlam ve belgelere dayalı çekinceler var.

Listedeki iki vakanın cezaevine gönderilmesinin kararlaştırıldığı görülüyor.

Bunlar, Türkiye’deki Çin mallarınını inkâr ettiği gerçeklerden sadece bir kısmı.

Son Güncelleme : 19 Şubat 2020

Milli Güç

Milli Güç

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın