Semerkand Tarihi Posta Binası UNESCO Korumasında - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Semerkand Tarihi Posta Binası UNESCO Korumasında

1910 Yılında inşa edilen ve 2018 yılında yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Özbekistan’ın Semerkand şehrindeki posta binası UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı) tarafından korunacak tarihi yapılar listesine alındı.

 

Grek tarihlerinde Maracanda, Çin vekāyi‘nâmelerinde K’ang ve Hsi-wan-chin adlarıyla geçer. Semerkand adı, şehrin nisbet edildiği şahsın ismi Semer ile Soğdca’da “şehir” veya “yerleşim birimi” anlamındaki kent/kant kelimesinden meydana geldiği ileri sürülmektedir. Şehir, ilk olarak Zerefşân (Soğd) nehrinin güney kıyısında vadiye hâkim yüksek bir mevkide kurulmuş olup (İstahrî, s. 316; İbn Havkal, s. 492) günümüze ulaşan harabelerine Efrâsiyâb adı verilmektedir. Cengiz Han’ın 617’de (1220) Semerkand’ı tahrip etmesinden sonra daha güneyde bugünkü modern Semerkand’ın bulunduğu bölgede yeni bir şehir kurulmuştur. Özbekistan Cumhuriyeti’nin orta kesiminde yer alan ve aynı isimli idarî birimin (oblast) merkezi olan Semerkand şehri ilk dönemlerde bütün Mâverâünnehir’in, ardından Soğd (Sogdiana) bölgesinin yönetim merkezi olmuştur. Semerkant, Zerefşân nehri ve bu nehirden beslenen kanallar sayesinde şiddetli yaz sıcağı ve kuraklıktan pek etkilenmeyen nâdir şehirlerdendir. İslâm coğrafyacılarının anlatımına göre akarsuları, yemyeşil bitki örtüsü ve tertemiz havasıyla sağlıklı yaşamak için son derece uygun ve tabii görünümü en güzel şehirlerden biridir. Seyyahların cennete benzettikleri bir mevkide bulunmaktadır.

Şehrin tesisi hakkında kaynaklarda çok farklı rivayetler yer almaktadır. XX. yüzyılda bölgede yapılan arkeolojik kazılardaki bulgularla bu rivayetlerin birlikte değerlendirilmesinden şehrin milâttan önce 535 yılında Pers Hükümdarı Büyük Cyrus tarafından ileri bir karakol olarak kurulduğu iddia edilmektedir. Semerkand’ın kalıntılarına adı verilen efsanevî Türk hükümdarı Efrâsiyâb’ın (Alp Er Tunga) bu tarihten yaklaşık iki yüzyıl önce Semerkand hâkimiyetiyle ilgili rivayetler, şehri değil şehrin kurulduğu bölgeyi hakimiyet altına alması olarak anlaşılmalıdır. Arkeolojik bulgular Semerkand’ın Persler döneminde 218,5 hektarlık bir alanı kapladığını ortaya koymuştur (Aleskerov, s. 27-28). Buradan Semerkand’ın o dönemde Orta Asya’nın, hatta dünyanın en büyük şehirlerinden biri olduğu belli olur. Milâttan önce 329 yılında Semerkand’ı Persler’den alan Büyük İskender kendisine karşı ayaklanmayı bahane ederek şehri yakıp yıktı. Ancak Semerkand’ın dışarıdan gelecek saldırılar için iyi bir istihkâm olacağını düşünüp etrafını büyük bir surla çevirdi (Yâkūt, III, 247). Soğd-Baktria satraplığına bağlanan şehir kumandanlar arasında yapılan savaşlar sırasında Seleucos’un (Selevkos) eline geçti (yaklaşık m.ö. 312). Semerkand milâttan önce 189 yılında Grek-Baktria Krallığı’nın hükmü altına girdiyse de Grekler şehirde küçük bir idareci sınıf olarak kaldı. Hâkim dilin Soğdca olduğu şehirde nüfusun çoğunluğunu Soğdlar ve Saka Türkleri oluşturuyordu (McGovern, s. 69-70). Ardından Semerkant önce Yüeçi Türklerinin, milâttan önce I. asırda K’ang-çü Türkleri’nin eline geçti. K’ang-çüler savaşlarda tahrip olan şehri yeniden imar ettiler ve eski ihtişamlı günlerine dönmesini sağladılar (Law, s. 68). Semerkand’ı başşehir edinen K’ang-çüler milâttan sonra I. yüzyılın ilk yarısında önce Hiyongnular’ın, ardından Kuşanlar’ın hâkimiyeti altına girdiler. Milâttan sonra III. yüzyılın ikinci yarısında tekrar bağımsızlıklarını kazandılar.

Semerkand’ın 300 yılı civarında Himyerîler’in eline geçtiğine dair bazı rivayetler vardır. 375 yılı civarında şehri ele geçiren Akhunlar (Eftalitler), K’ang-çü kralını öldürüp yaklaşık altmış yetmiş yıl şehirde hüküm sürdüler. V. asrın ortalarına doğru Semerkand’ı hâkimiyetleri altına alan Eftalitler, vergi almakla yetinip Mâverâünnehir’in idaresini K’ang-çü hânedanına bıraktılar. 562’de Semerkand’ı ele geçiren Köktürkler, iyi birer tüccar olan ve çevre ülkeleri tanıyan Semerkantlılar’ı elçilik heyetlerinde görevlendirdiler. 659’da Batı Köktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından şehir Çinliler’in hâkimiyeti altına girdi. Bu dönemde idarî merkezi Semerkand olan Soğd Yabguluğu sözde Çin’e bağlı olmakla birlikte neredeyse tam bağımsız durumdaydı; ayrıca Türk nüfuzunun kuvvetli etkileri de görülüyordu. Çin’den (İpek yolu), Türk ülkeleri, Hindistan ve Afganistan’dan (Baharat yolu), Merv ve Buhara üzerinden, İran’dan gelen çok önemli ticaret yollarının kesişme noktası olan mükemmel bir coğrafyada yer alması Semerkand’ın önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmasını sağladı.

Emevîler’in Horasan valisi Saîd b. Osman 56 (676) yılında Semerkand üzerine bir sefer düzenledi. Semerkand Kralı Tarhun’un Araplara vergi ödemeyi ve rehineler vermeyi kabul etmesi karşılığında barış yapıldı (Belâzürî, s. 579). Kuşatma sırasında şehid düşenler arasında Hz. Peygamber’in amcası Abbas’ın oğlu Kusem’in de bulunduğu rivayet edilir. Nitekim Semerkand’da Kusem’e ait olduğuna inanılan bir mezar (Şah-ı Zinde) bulunmaktadır. Tarhun’un anlaşmayı bozması üzerine itaatten ayrılan Semerkand 61’de (680) Selm b. Ziyâd tarafından ikinci defa fethedildi. Bununla birlikte Emevîler, Semerkand ve Soğd hâkimiyetini sağlamakta zorlandılar. II. Göktürk Devleti Kağanı Kapağan gönderdiği ordularla Semerkand ve çevresini kendine bağladı (701). Ancak bu uzun sürmedi ve Semerkand Emevîler’in Horasan valisi Kuteybe b. Müslim tarafından altı yıl süren şiddetli ve kanlı savaşların ardından kesin biçimde fethedildi (93/711). Kuteybe yaptığı anlaşma ile Semerkandlılar’ı vergiye bağladı ve şehirde bir cami inşa ettirdi. Şehir dışındaki Ferenkes’te ikamete mecbur ettiği Gûrek’i yerli halkın temsilcisi olarak görevinde bırakırken arkadaşlarından birini Semerkand valiliğine tayin ederek onun emrine verdiği askerî birliği şehre yerleştirdi. Bundan itibaren Semerkant, Mâverâünnehir’deki diğer bölgelerin fethinde önemli bir üs halinde kullanıldı.

Ömer b. Abdülazîz’in görevlendirdiği tebliğ heyetlerinin çalışmaları sonucu Semerkand ve çevresinde çok sayıda kişi İslâm’a girdi (a.g.e., s. 599). Kuteybe zamanında Soğdlu askerlerden kurulmuş olan 30.000 kişilik birlikler İslâm ordusu içinde önemli bir yer edindi (Taberî, VI, 559-561). Ancak kısa bir süre sonra Horasan ve Semerkand’a gönderilen valilerin sert tutumu ve mevâlîden (vilayetlerde yaşayan Arap olmayan halktan) cizye alma uygulamasının tekrar başlatılması (Belâzürî, s. 602) gibi sebeplerle Semerkand ve çevresinde yaklaşık on yıl sürecek (102-112/721-731) ayaklanmalar ve kanlı savaşlar dönemi başladı. 102’de (721) Soğd halkına yardım bahanesiyle gelen Türgişler, Soğd kuvvetleriyle birleşerek Semerkand ve Debûsiye dışında bütün bölgeyi ele geçirip Semerkant’ı kuşatma altına aldılar (110/728). İki yıl sonra Horasan Valisi Cüneyd el-Mürrî şehri muhasaradan kurtardıysa da Semerkand 117’de (735) Hâris b. Süreyc ayaklanması sırasında Türgişler’in de yardımı ile Gûrek’in eline geçti ve şehirdeki İslâm garnizonu yok edildi. Ancak 120 (738) yılında Türgiş Hakanı Su-lu ve Soğd İhşîdi Gûrek’in peş peşe ölümleri Emevîler’in işini kolaylaştırdı. Horasan valiliğine getirilen Nasr b. Seyyâr başarılı siyasetiyle Soğd bölgesi ve merkezi Semerkand’ta hâkimiyeti güçlendirmeyi başardı.

Abbâsîler döneminde 159’da (775-76) ortaya çıkan Mukanna‘ el-Horasânî taraftarı Mübeyyiza’nın isyanları dört yıl devam etti. 190’da (805-806) başlayan ve Abbâsîler’in bölgede hâkimiyetini sarsan Râfi‘ b. Leys isyanı da dört yıl sonra bastırılabildi (194/810). Halife Me’mûn, bu isyanın bastırılmasında büyük yararlıklar gösteren Sâmânî ailesinden Nûh b. Esed’i 204 (819) yılında Semerkand, diğer üç kardeşini de Mâverâünnehir’deki diğer vilâyetlere vali tayin etti. Horasan’da hüküm süren Tâhirîler’e tâbi olan Nûh b. Esed ve kardeşleri, Ya‘kūb b. Leys’in 259’da (873) Tâhirîler’e son vermesinin ardından Saffârîler’e bağlandı. Halife Mu‘temid-Alellah’ın iki yıl sonra bir menşurla bütün Mâverâünnehir’i Nasr b. Ahmed’e verdiğini bildirmesinin ardından Sâmânîler müstakil bir devlet haline geldi (261/874-75). Nasr b. Ahmed’in 279 (892) yılında ölümünden sonra küçük kardeşi İsmâil b. Ahmed başşehrini Buhara’ya taşıdıysa da Semerkand gerek nüfus yoğunluğu gerekse medenî ve iktisadî unsurlar açısından bölgedeki merkezî şehir olma konumunu muhafaza etti (Barthold, Four Studies, I, 14). Sâmânîler’in yıkılışına kadar Semerkand valilerinin merkez Buhara’ya karşı hâkimiyet mücadelesine giriştikleri görülmektedir (Aydınlı, s. 307-311). Sâmânîler devrinde Semerkand ilmî, kültürel ve ekonomik açıdan İslâm dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline geldi. İstahrî ve İbn Havkal, şehrin varoşlar (rabaz), asıl şehir (şehristan) ve kale (kuhendiz) şeklinde üç bölümden oluştuğunu söyleyip bu üç bölüm hakkında geniş bilgi vermişlerdir (Mesâlik, s. 316-318; Ṣûretü’l-arż, s. 492-494).

Orta Asya ticaret yolları üzerindeki önemli merkezlerden biri olan, İbn Havkal’in Mâverâünnehir’in limanı dediği Semerkand (Ṣûretü’l-arż, s. 494) dünyanın her tarafından gelen tüccarlar ve getirdikleri mallarla dolup taşardı. Semerkand ve civarında yaşayan Soğdlular, VI-VIII. yüzyıllarda İpek yolu ticaretini neredeyse tekellerine alarak bu yolun pek çok güzergâhında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle kâğıdı ile meşhur olup İslâm toprakları üzerinde en kaliteli kâğıt orada üretiliyordu (Makdisî, s. 256). Ayrıca ipek, yün kumaş ve dokumaları ile de meşhurdu.

Sâmânîler döneminde bir süre başşehir olan Semerkand’da çok sayıda büyük âlim yetişmiştir. Necmeddin en-Nesefî, “el-Ḳand fî ẕikri ʿulemâʾi Semerḳand” adlı eserinde 1000’den fazla Semerkandlı âlimi tanıtmıştır. Meşhur muhaddis Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî, Şâfiî fıkhının öncülerinden İbn Hibbân, yine meşhur fakihlerden Ebü’l-Leys es-Semerkandî ve adını doğup büyüdüğü Semerkant’ın Mâtürid mahallesinden alan kelâmcı İmam Mâtürîdî bunların başında gelmektedir. “Târîḫ-i Semerḳand” yazarı Abdurrahman b. Muhammed el-İdrîsî, Alâeddin es-Semerkandî, Çehâr Maḳāle müellifi Nizâmî-i Arûzî, Rükneddin el-Âmidî, Nakşibendî şeyhi Nizâmeddin Hâmûş, Uluğ Bey, Şehâbeddin İbn Arabşah ve Ali Kuşçu çeşitli dönemlerde Semerkant’ta yaşamış meşhurlardan bazılarıdır.

Semerkand’da nüfusun önemli bir kısmını Doğu Soğdlar oluşturuyordu. Nüfus bakımından ikinci sırada Türkler ve onların ardından Araplar geliyordu. Müslümanların fethinden önce Budizm, Zerdüştîlik, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi dinler yaygındı. Bununla birlikte Kuteybe b. Müslim’in şehri fethi sırasında halkın çoğunluğunu Zerdüştler teşkil ediyordu. Semerkand ve çevresinde azımsanmayacak miktarda yahudi ve hıristiyan vardı. IX. yüzyılda Semerkand’da bir Nestûrî başpiskoposluğu bulunmaktaydı. Cengiz Han, Semerkand’ı alırken şehirde çok sayıda kişinin ölmesiyle Soğdlar, asırlar boyu birlikte yaşadıkları Türkler karşısında azınlık durumuna düştüler.

382 (992) yılında Karahanlı Harun Buğra Han kısa bir süre Semerkand’ı ele geçirdiyse de Sâmânî Hükümdarı II. Nûh şehri geri almayı başardı. Semerkand 389’da (999) tekrar Karahanlılar’ın eline geçti. V. (XI.) yüzyılın ilk yarısında hânedan mensuplarının mücadelelerine sahne olan şehir devletin 1046’da ikiye bölünmesi sırasında Batı Karahanlılar’da kaldı. 1052’de tahta oturan Böri Tegin Ebû İshak İbrâhim b. Nasr (Tamgaç Han), Semerkand’ı Batı Karahanlı Devleti’nin başşehri yaptı. 467 (1074) ve 482’de (1089) Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından hâkimiyet altına alınan Semerkand XIII. yüzyılın başlarında Hârzemşahlar’ın hakimiyeti altına girdi. Semerkand’ı devletinin başşehri yapan Hârizmşah Alâeddin Muhammed b. Tekiş, Cengiz Han’ın önünde tutunamadı. Semerkand üzerine yürüyen Cengiz Han kuşatmanın dördüncü günü teslim olmak zorunda kalan şehri tahrip etti (Muharrem 617 / Mart 1220). Direnenlerin tamamı katledilirken halkın önemli bir kısmı şehirden sürüldü. Semerkand bir asırdan fazla bir süre bu tahribatın izlerini silemedi. 1350 yılında şehri ziyaret eden İbn Battûta harabeler arasında ancak az miktarda meskûn ev gördüğünü ve şehri çevreleyen surun neredeyse yok olduğunu kaydeder (er-Riḥle, I, 420).

VIII. (XIV.) yüzyılın son çeyreğine kadar Moğol hanlarının mücadelesi yüzünden sıkıntılı bir dönem yaşayan Semerkand’ın yeniden imarı ve ikinci parlak dönemi, Mâverâünnehir’i hâkimiyeti altına alan Temür’ün Semerkant’ı kendisine başşehir yapması ve çeşitli bölgelerden âlim ve sanatkârları burada toplaması ile başladı (771/1369). Günümüze ulaşan tarihî yapılar daha çok Temür ve torunlarının eserleridir.

Büyük Emir Temür’ün türbesi

808’de (1405) Semerkant’a gelen İspanyol elçisi Clavijo seyahatnâmesinde şehirdeki sarayları, bahçeleri, âbidevî yapıları geniş bir şekilde anlatmıştır (Timur Devrinde, s. 136-184). Uluğ Bey tarafından yaptırılan Çihilsütun adlı sarayla meşhur rasathâne bu dönemin en önemli eserleri arasındadır. 1497, 1501 ve 1511 yıllarında belirli sürelerle şehre hâkim olan Bâbür, hâtıratında Semerkand’ın o zamanki ihtişamını ve yapılarını tasvir etmiştir (Babürnâme, s. 68-75).

Uluğ Bek Mirza’nın rasathanesi

1500’de Özbek Hükümdarı Şeybânî Han tarafından ele geçirilen Semerkand, 1868 yılına kadar Özbek hanlarının idaresi altında kaldı. Ülkeyi Buhara’dan yöneten Özbekler daha çok başşehirlerinin imarı ve gelişmesine önem verdiler. Semerkand bu yüzden ihmal edildi ve Buhara’nın gölgesinde kaldı. Mâverâünnehir topraklarında ilerleyen Ruslar 14 Mayıs 1868’de Semerkand’ı zaptederek Türkistan genel yönetim bölgesine dahil ettiler. 1871’den itibaren Temür’ün inşa ettiği şehrin batısında yeni bir şehir yükseldi. Şehir daha sonra Hazar denizi ötesi demiryoluna bağlanınca bir yol kavşağı olarak yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı. 1924-1930 yılları arasında Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başşehri olan Semerkand’ın 1900’de 58.000, 1939’da 134.350, 1989’da 367.000, 2001’de 361.339 olan nüfusu 2008’de 353.000 olarak tahmin edilmektedir.

Registan meydanında üç medrese (Mirza Uluğ Bek, Şirdar, Tillakâri)

Bugün Semerkand, 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilân eden Özbekistan Cumhuriyeti’nin on iki vilayetinden birinin merkezi olup ekonomisi büyük ölçüde çevresindeki tarıma dayanır. Sanayi de gelişmiştir. Zerefşân vadisinin sulanabilen kesimlerinde daha çok pamuk ekilir; bunun yanında buğday, çeşitli meyveler, üzüm, tütün ve pirinç yetiştirilir. İpek böcekçiliği de gelişmiştir. Hafif sanayi kuruluşları yönetim merkezi Semerkand’da toplanmıştır. Dokumacılık, meyve ve sebze konserveciliği, traktör ve otomobil parçaları imâlatı başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Ayrıca halısı ve seramiğiyle de ünlüdür. Nüfusun dörtte üçünden fazlasını Özbekler, diğer bölümünü Ruslar, Tatarlar ve Tacikler oluşturur. Özbekistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Rusların Taşkent’e ve Rusya’ya göç etmeleri şehre 100 yıldır yerleşen Rus nüfusun kısa sürede yok sayılacak kadar azalmasını sağlamıştır.

Semerkand Vokzali (Tren garı)

Son Güncelleme : 16 Ocak 2020

Milli Güç

Milli Güç

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın