Yeni Bir Miladi Yıla Girerken - Milli Güç

Reklamlar

loading...

Yeni Bir Miladi Yıla Girerken

Süleyman Askeri

2019 yılı büyük nükleer güçler arasındaki ilişkilerde kritik bir yıl oldu. Bunun Asya’daki stratejik durum üzerinde doğrudan etkisi oldu.

2019’da ABD 1987 yılında imzalanan Stratejik Silahların Sınırlandırılması Antlaşması’ndan çekildi ve anlaşmanın yasakladığı füzeleri (seyir ve balistik) hemen test etti. Görünüşe göre ABD başlangıçta anlaşmadan çekilmeyi hedeflerken, Rusya’yı suçlamak, bunun sorumluluğunu Moskova’ya yüklemek için bir yalan uydurmuştu.  ABD’nin asıl hedefi, Çin’in büyüyen füze ve nükleer yeteneklerini takip etmek için Asya’da orta menzilli füzeler kullanmaktı.  Ama bu kolay değildi.

Çin, bir kez daha 1 Ekim 2019’da yapılan geçit töreninde gösterilen orta menzilli füze gelişimi açısından Amerika Birleşik Devletleri’nden önemli ölçüde önde olduğunu gösterdi. Geçit töreninde Çin, dünyanın ilk orta menzilli balistik DF-17 hipersonik savaş başlığını sergiledi. Çin ayrıca orta menzilli balistik ve seyir füzeleri üretimi için güçlü bir birikime de sahiptir.

Çin füze gemisi Yuncheng askeri bir tatbikat sırasında bir gemi karşıtı füze fırlattı.

Asya-Pasifik bölgesinde aktif bir diplomatik mücadele zaten başlamıştı. Genel olarak, Amerika Birleşik Devletleri, gayri resmi olarak, bölgedeki ortaklarına Amerikan orta menzilli füzelerin gelecekteki konuşlandırılması konusunda anlaşmalarını güvence altına almaya çalışıyordu. Çin bundan korunmak için önleyici diplomatik adımlar atıyordu.

Çin Dışişleri Bakanlığı’nın Ağustos 2019’da yaptığı açıklamada, Asya-Pasifik ülkelerini Amerikan füzelerinin konuşlandırılmasını kabul etmemeleri konusunda uyarıyor. Japonya, Güney Kore ve Avustralya, füzelerin konuşlandırılacağı muhtemel bölgeler olarak belirtildi.

Hiç şüphe yok ki, bu tür füzeleri yerleştiren ülkeler Çin’in aşırı baskısıyla karşılaşacaklar. THAAD füze savunma sistemlerinin Güney Kore’de konuşlandırıldığı 2016-2017’de Pekin, Güney Koreli işletmeleri büyük ölçüde etkileyen Seul’e resmi olarak duyurulmamış sert  ekonomik yaptırımlar uyguladı. Bir saldırı silahının bazı Asya-Pasifik ülkelerinde konuşlandırılması durumunda sonuçların çok daha ciddi olacağı varsayılabilir.

Stratejik silahların konuşlandırılmasıyla mücadele, Sovyetler Birliği ve ABD arasındaki Soğuk Savaş’ın karakteristik bir özelliğiydi. O zaman, en tehlikeli krizler orta menzilli füzelerin yerleştirilmesiyle ilişkilendirildi.

Küba Füze Krizi , Sovyetlerin Küba’ya orta menzilli füze yerleştirme girişiminin bir sonucuydu ve Amerikan füzelerinin Türkiye’den çekilmesi karşılığında Sovyet füzelerinin de Küba’dan çekilmesiyle kriz sona ermişti. 1980’lerin başındaki tehlikeli kriz, Avrupa’da yeni Amerikan ve Sovyet orta menzilli füze türlerinin konuşlandırılmasıyla ilgiliydi.

Asya’da gelecekteki füze krizlerinin daha az tehlikeli olmayacağı varsayılmalıdır. Başlıca katılımcıları ABD ve Çin olacak; aynı zamanda üçüncü ülkeler de bu krizlere dahil olacaktır.

Rusya ve Çin zaten prensip olarak stratejik istikrar konularında hemfikirdir. Bu konulara ilişkin ortak vizyonları, iki ülke başkanları tarafından 2016 ve 2019’da kabul edilen ortak açıklamalarda kaydedilmiştir. Diğer yandan ABD, Asya’daki ittifaklarını güçlendirmeye çalışacak ve Avrupalıları Çin’in ekonomik yayılmasını birlikte önlemek için tedbir almaya ikna etmeye çalışacaktır.

Türkiye 2019 yılında Suriye problemiyle boğuştu. Bir yandan ekonomisinin üzerinde ağır bir yük olan Suriyeli sığınmacılara harcama yaparken en az 250 bin yeni Suriyeli sığınmacının da yolda olduğu gerçeği yalnız ekonomi yönetimini değil sokaktaki vatandaşı da kara kara düşündürmektedir.

Askerlik süresini kısaltarak asker sayısını azaltan Türkiye, Irak ve Suriye’den sonra Libya’ya da asker gönderme kararı aldı. Bosna, Kosova, Afganistan, Azerbaycan, Arnavutluk, Lübnan, Kuzey Kıbrıs, Sudan, Katar, Irak, Suriye ve Somali’de asker bulunduran Türkiye Libya ile on üçüncü ülkeye asker göndermiş olacak. Bu askerlerin kimi NATO gücü kimi de BM kararına dayanıyor. Kuzey Kıbrıs’ta ise 1974 yılından bu yana askerimiz var.

Ancak Libya’da durum farklı. Suriye’de birlikte hareket ettiğimiz Rusya Federasyonu, Libya’da General Hafter’i destekliyor. Türkiye ise Sarrac’ı. Libya’ya asker gönderme kararı ufukta görünür görünmez Rusya ve güdümündeki Beşar Esad’ın Suriye’deki askerimize karşı tutumu değişiyor. Kontrolümüzdeki İdlib’de Suriye ve Rus askeri hareketlenmeye başladı. Rusya ABD gibi Suriye’deki PKK uzantılarıyla eskiden beri temasta. Libya’ya giderken Suriye’de sıcak bir çatışmaya da hazırlıklı olmak zorundayız.

Milli muharebe tankı geliştirmede geç kalınmaktadır. Bu yıl envantere girmesi gereken tankın henüz motorunun nereden geleceği bile kesinleştirilmemiştir. Karar verme merciinde olanlar bu konuda hangi şirketin ne kazanacağını değil, Türkiye’nin milli menfaatlerini ve önceliklerini dikkate almalıdır.

Karadeniz’de test edilen ve Irak’ta kullanılan seyir füzesi geliştirme işinde de AR-GE faaliyetleri sürdürülmeli füze yakıtı, füze motoru ve harp başlığı milli imkanlarla üretilerek montaj sanayii olmaktan çıkmalıyız.

Kamuda bir kesimi güldüren kadrolaşma diğer kesimleri devletten soğutmaktadır. Bu hususta FETÖ kalkışmasından da ibret almadığımız ortadadır. Özellikle 2011 ve 2014 yıllarında kadrolaşma sonucu işinden soğuyan kişiler kazanılmalıdır. Özellikle 2014 yılında “paralel yapıyla mücadele” görüntüsü verilen kadrolaşmanın aslında FETÖ’ye karşı yapılmadığı 2016 yılında belli olmuştur. Kalkışma sonrası KHK’lerle alt tabakası yıldırılan örgütün üst seviyesine ve siyasi destekçilerine ise dokunulmamıştır. Bu durum adalete olan güveni sarsmaktadır.

Varlık Fonu’na devredilen kamu firmalarının verimli çalışması beklenirken aksine kâr edenlerin de zarar etmeye başlaması vatandaşın moralini bozmaktadır.

Özelleştirmelere rağmen iç ve dış borç stoku büyürken, Türk Telekom gibi önemli bir özelleştirmenin fiyaskoyla sonuçlanması ekonomi yönetiminin takip konusunda yetersiz olduğunu göstermektedir.

Özel teşebbüsle iş birliği ile yapılan yatırımlarda “devletten beş kuruş çıkmayacak” diye başlayan büyük yatırımlarda hesap hatası veya bile bile yapılan hesap yanlışları ortaya çıkmaktadır. Bu örneklerden Kütahya Zafer Havalimanı’da 2012-2016 yılları arasında 4 milyon 73 bin 18 yolcu garantisi verilmesine rağmen 170 bin 534 yolcu havalimanını kullandı. Yani garanti sayısının sadece yüzde 4’ünün gerçekleştiği basında yer almıştı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Kütahya’daki Zafer Havalimanı’nda garantili yolcu sayısına ulaşılamadığını ve bunun için de devletin şirkete 5 yılda, iç hat giden yolcu için 5 milyon 799 bin 246 euro, dış hat giden yolcu için de 20 milyon 892 bin 380 euro olmak üzere toplam 26 milyon 691 bin 626 euro ödediğini açıklamıştı. YSS köprüsünden şehir hastanelerine kadar geniş bir yelpazede bu model kullanılarak devletin önümüzdeki 25-30 yıllık vergi gelirlerinin ipotek altına alındığını söylemek kehanet olmayacaktır. Buna İstanbul Kanalı gibi birkaç yatırım daha eklendiğinde ekonomi yönetilemez hale gelecektir.

Bir sosyal patlama durumunda “Allah bizi affetsin” demek bizi her zaman kurtarmayabilir. Allah âkıbetimizi hayr eyleye…

 

 

 

Son Güncelleme : 5 Ocak 2020

Süleyman Askerî

Süleyman Askerî

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın